Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı KANIN YAPISI VE GÖREVLERİ Kan Grupları
Cevaplar 1
Sonraki Sonraki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 238
Önceki Önceki Konu

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: KANIN YAPISI VE GÖREVLERİ Kan Grupları  (Okunma Sayısı 238 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
♥..šεv₫a..♥

Admin-E

Süper Uye

*


Üye No : 133

Yaş : 20

Cinsiyet : Bayan

Nerden : İstanBuL

Konu  : 1850

Mesaj : 12502


276 Mesajına Toplam
324 Kere Teşekkür Edildi

61 Mesajına Toplam
63 Kere Karma Verildi
Karma Sayısı: 41


Karma Sayısı: 41
Offline
« : 31 Ekim 2009, 02:09:00 »


KANIN YAPISI VE KAN HUCRELERI
KANIN YAPISI VE GÖREVLERİ Kan Grupları





Eritrositler - Alyuvarlar Lökositler - Akyuvarlar Trombositler
KANIN YAPISI
Kan, damarlar içerisinde sürekli hareket halinde olan canlı birsıvıdır. Bu sıvı , iki temel kısımdan oluşmaktadır : Plazma veHücreler. Plazma kısmı büyük oranda sudan meydana gelir ve içerisinde,besin maddeleri, proteinler ve metabolitler gibi bir çok katı maddeyibarındırmakta ve bunların dokulara naklini sağlamaktadır. Normal birinsanda 5000-6000 mL (-6 litre) kadar kan bulunmaktadır. Kanın %50-60' sıvı kısım olan plazmadan ve %40-50'si ise hücrelerden meydanagelmektedir.
Plazma :
Plazmanın % 90'ı sudur. Kalan %10 ise katı maddeleri içerir. Bunların %8'i proteinler , % 2'si ise diğer çözünmüş maddelerdir. Kanın temelprotein içeriği şöyle özetlenebilir :
• Albumin ..... % 60
• Globulinler ...% 36
• Fibrinojen.....% 4
Hücreler :
• Eritrositler
• Lökositler
• Parçalı Lökositler (Granulositler, PMNL)
• Nötrofiller
• Bazofiller
• Eozinofiller
• Parçalı Olmayan Lökositler (Agranulositler, MNL)
• Lenfositler
• Monositler
• Trombositler (Platelletler)
Hücre Hücre Özellikleri
Eritrositler

Eritrositler : Eritrositler , kanın en yoğun hücre grubudur. Kandakiertrositlerin hacminin, kan hacmine oranına Hematokrit denir. Bu değer,kadınlarda %38-46 ; erkeklerde ise, % 40-54 arasında değişir.Eritrositler içinde bulunan hemoglobin molekülü, eritrositin temelişlevi olan gaz transportunu sağlamaktadır. Bu molekül, akciğerlerdeoksijen bağlayarak, vücut hücrelerine taşımakta, oradan aldığı atıkmadde olan karbondioksiti de akciğerlere taşıyarak, vücuttanuzaklaştırılmasını temin etmektedir. Normal hemoglobin düzeyi, 12-16,5gr/dL arasındadır. 12 gr altındaki hemoglobin düzeyleri, anemiyi(kansızlığı) işaret eder ve nedenlerinin araştırılması gerekir.Normalde, kanın her mikrolitresinde 4 - 6,5 milyon eritrositbulunmaktadır.
Kan bankalarında, ağırlıklı olarak Eritrosit içeren kan komponentleriyani Eritrosit Süspansiyonları elde edilmektedir. Böylece kanın plazmakısmı ayrıştırılmış olmakta ve hastaya gereksiz olarak plazma verilmesiengellenmiş olunmaktadır. Bunun bir avantajı da, ayrıştırılmış olanplazma, dondurularak saklanabilmekte ve plazma ihtiyacı olan başka birhastada kullanılabilmektedir. Bir kısım plazmadan da, kan ürünleri eldeedilebilmekte ve bu ürünlere ihtiyaç duyan hastalara verilmektedir.

Lökositler Lökositler, çekirdeklerinin yapısına göre parçalı(Granülositler) ve Parçasız (Agranülositler) olarak ikiye ayrılırlar.Lökositler, kanda 4.000-10.000 hücre/mikrolitre düzeyinde bulunurlar.Bu sayının 10.000 üzerine çıkmasına lökositoz denir. Bunun nedenigenellikle enfeksiyon hastalıkları olmakla birlikte, daha pek çoksebebi olabilmektedir.Yine lökosit sayısının 4.000'den düşük olmasınaise lökopeni denir. Bu durumunda pek çok sebebi vardır. Lökositlerintemel işlevi, vücudun savunmasıdır. Her lökosit biçiminin farklıözellik ve görevleri bulunmaktadır.
Granülositler

Nötrofiller : Bu hücrenin ana işlevi, vücuda zararlı olan yabancımateryalleri bulmak ve tahrip etmektir. Bulduğu yabancı materyali,fagositoz denen bir yöntemle içine alır ve içindeki çeşitli enzimlerletahrip eder.

Bazofiller : Bazofillerin de fagositoz yeteneği vardır ama asıl fonksiyonunu, çeşitli maddeler salgılayarak gösterir.

Eozinofilller : Eozinofiller de nötrofiller gibi yabancı materyali yoketmek görevi olan hücrelerdir. Özellikle, parazitlere bağlıenfeksiyonlarda belirgin rol oynarlar.
Agranulositler

Monositler ve Makrofajlar : Bu hücreler fagositoz yapma yeteneğindedirve lenfositlerle direkt veya indirekt yoldan bağışıklık sistemininregulasyonunda önemli rol oynarlar. Monositlerin dokularda bulunanşekline makrofaj denir.

Lenfositler : Bu hücreleri bağışıklık yanıtının humoral kısmınıoluştururlar. Çok çeşitli fonksyonlara sahip bu hücrelerin en temelişlevi, mikroorganizmaları tanıyıp, onlara karşı antikor yapımınıgerçekleştirmektir.
Trombositler

Trombositler : Trombositler kanın en küçük hücreleridir ve eritrositlergibi çekirdeksizdirler. Normalde kanın bir mikrolitresinde100.000-400.000 kadar trombosit vardır. Esas özellikleri, pıhtılaşmadaoynadıkları önemli roldür. Kan bankalarında, tam kandan ayrıştırılmaksuretiyle Trombosit Süspansiyonları elde edilmekte ve sadece bu hücreyegereksinimi olan hastalarda kullanılabilmektedir. Trombositsüspansiyonları, aferez yoluyla da elde edilebilmektedir.

HÜCRE Yoğunluk (g/mL) Hacim (femtolitre)
Trombositler 1,058 16
Monositler 1,062 740
Lenfositler 1,070 230
Nötrofiller 1,082 270
Eritrositler 1,100 87


KAN KOMPONENTLERİ

Kan komponentleri, tam kandan değişik yöntemlerle hazırlanan farklı özelliklerdeki konsantrelerdir.
Antikoagülan Solüsyonlar:
Torba içine alınan kanın pıhtılaşmasını engellemek ve içindekihücrelerin yaşam sürelerini uzatmak için kullanılan solüsyonlardır. Enyaygın olarak kullanılanları:
• CPDA-1 : Citrate-Phosphate-Dextrose-Adenin
• CPD : Citrate-Phosphate-Dextrose
• ACD : Acid-Citrate-Dextrose
• SAGM : Saline(NaCl)- Adenin-Glucose-Mannitol (SAGM bir antikoagülan değil, ek solüsyondur.)
Yukarıda bahsedilen solüsyonlarda bulunan kimyasalların temel özellikleri:
• Citrate : Sitrat, kalsiyum ile birleşerek koagülasyon sisteminin aktivasyonunu engeller.
• Phosphate : 2,3 dPG düzeyini normal seviyede tutarak, eritrositlerin oksijen afinitesinin normal kalmasına yardımcı olur.
• Adenin : ATP sentezinde etkilidir ve azalan ATP’nin yerine konması için kullanılır.
Kullanılan antikoagülan solüsyonun kana oranı 1:7 olmalıdır. Bu oranbüyüdüğünde sitrat toksisitesi; küçüldüğünde ise, agregatlaroluşabilmektedir.
A. Eritrosit Süspansiyonları
1. Eritrosit Süspansiyonu (Red Cells)
2. Buffy-coat’u ayrılmış E.S. (Red Cells-BCR)
3. Ek solüsyonda E.S. (Red Cells in AS)
4. Buffy-coat’u ayrılmış ek solüsyonda E.S. (Red Cells in AS-BCR)
. Yıkanmış E.S (Washed Red Cells)
6. Lökositten arındırılmış E.S. (Red Cells, leucocyte depleted)
7. Dondurulmuş E.S. (Cryopreserved Red Cells)
I. Eritrosit Süspansiyonlarının Hacim, EVF, Hb, lökosit ve platellet miktarlarına ait kriterler.
Komponent Volume EVF* Hb Lökosit Platellet
E.S 280 ± 50 mL 0,65-0,75 > 45 g/unit < 3x10^9 / unit
RC-BCR 250 ± 50 mL 0,65-0,75 > 43 g/unit < 1,2x10^9 / unit < 10^10 / unit
RC-AS Yönteme bağlı 0,50-0,70 > 45 g/unit < 3x10^9 / unit
RC-AS-BCR Yönteme bağlı 0,50-0,70 > 43 g/unit < 1,2x10^9 / unit < 10^10 / unit
WRC 280 ± 60 mL 0,65-0,75 > 40 g/unit < 5x10^8 / unit
RC-LD 280 ± 50 mL 0,65-0,75 > 40 g/unit < 1x10^6 / unit
CRC > 185 mL 0,65-0,75 > 36 g/unit < 0,1x10^9 / unit
* EVF : Eritrosit Hacim Fraksiyonu
II. Temel Özellikler:
1. Eritrosit Süspansiyonu (R.C):
Santrifügasyonu takiben, plazmanın ikinci bir torbaya aktarılması ileelde edilen bir komponenttir. Tam kanda olduğu gibi, +2 ile +6 C°arasında saklanır. Saklama süresi CPDA-1 içinde 35 gün , ACD içinde ise21 gündür.
2. Buffy-Coat’u Ayrılmış E.S. (RC-BCR)
Tam kandan plasma ve buffy-coat tabakasının ayrıştırılması ile eldeedilen bir komponenttir. Santrifügasyondan sonra plazma extraksiyonuyapılır. Ardından ikinci bir torbaya 40-60 mL kadar extraksiyona devamedilerek, buffy-coat’un tamamen uzaklaştırılması sağlanır. Son aşamadaise, istenen EVF değerini yakalamak için, plazmadan yeterli miktardahacim, süspansiyon üzerine geri aktarılır. Tam kanda olduğu gibi, +2ile +6 C° arasında saklanır. Saklama süresi CPDA-1 içinde 35 gün , ACDiçinde ise 21 gündür.
3. Ek Solüsyonda E.S. (RC-AS)
Santrifügasyonu takiben, plazma ikinci bir torbaya aktarılır, ardındanüçüncü torbadaki ek solüsyon (SAGM gibi), eritrosit kitlesi üzerineilave edilir. Tam kanda olduğu gibi, +2 ile +6 C° arasında saklanır.Saklama süresi (SAGM için) 42 gündür.
4. Buffy-Coat’u Ayrılmış-Ek Solüsyonda E.S. (RC-AS-BCR)
Santrifügasyonu takiben, plazma ikinci bir torbaya aktarılır, ardındanüçüncü torbaya Buffy-coat extrakte edilir ve dördüncü torbadaki eksolüsyon (SAGM gibi), eritrosit kitlesi üzerine ilave edilir. Tam kandaolduğu gibi, +2 ile +6 C° arasında saklanır. Saklama süresi (SAGM için)42 gündür.
. Yıkanmış E.S. (WRC)
Santrifügasyonu takiben, plazma ikinci bir torbaya aktarılır, ardındanüçüncü torbadaki isotonik solüsyon eritrosit kitlesi üzerine boşaltılırve tekrar santrifüge edilerek, solüsyon extrakte edilir. Gerektiğindedörtlü-beşli torbalar kullanılarak aynı işlemler tekrarlanabilir. Buişlemler +4 °C ısıda yapılmalıdır. Süspansiyon oda ısısında yapıldıysa6 saat; +4 °C ısıda hazırlandıysa 24 saat içinde kullanılmalıdır.
6. Lökositten Arındırılmış E.S. (RC-LD)
Buffy coat’un ayrıştırılması ve filtrasyon gibi değişik yöntemleruygulanır, ancak en iyi sonuçlar her iki yöntemin birlikte kullanıldığıçalışmalarda alınmıştır. Lökositlerin filtreye adhezyonu prensibiyleçalışan veya daha gelişmiş üçüncü jenerasyon filtrelerin kullanılmasıile lökositlerin %99-99,9’u ortamdan uzaklaştırılabilmektedir. Depolamaöncesi filtrasyon tavsiye edilmektedir. Bu işlem kan bağışını takiben48 saat içinde yapılmalıdır.
7. Dondurulmuş E.S. (FRC)
Kandan, eritrosit izolasyonu sağlandıktan sonra, kryoprotektant(Hücrenin donması sırasında içindeki kristalleşmeyi önler ve genelolarak gliserol kullanılır) bir madde kullanılarak –80 C°’de,eritrositlerin dondurulması ile elde edilen bir komponenttir. Kullanmaküzere çözdürüldüğünde yıkanmalı ve isotonik bir solüsyonla süspanseedilmelidir ve 24 saat içinde kullanılmalıdır.
Eritrositleri dondurmak için 2 teknik kullanılmaktadır: Yüksek gliserol(%40 w/v) ve düşük gliserol (%17 w/v) teknikleri. Her iki metod dayıkama ve degliserolizasyon prosedürlerini içerir.
Yüksek gliserol tekniği ile hazırlanmış komponent –60 C° ile –80 C°arasında saklanır. Düşük gliserol tekniği ile hazırlanmış olankomponent ise, buhar fazlı sıvı nitrojen içinde –140 C° ile –150 C°arasında saklanır. Bu koşullarda 10 yıl muhafaza edilebilir.
III. Endikasyon ve Kontrendikasyonlar:
Komponent Endikasyonlar Kontrendikasyonlar
R.C Kan kaybı, anemi tedavisi Değişik tiplerde plazma intoleransı, HLAalloimmünizasyonu, demir yüklenmesi riski olan durumlar, plazma desteğiolmadan yapılan exchange transfüzyonlar
RC-BCR* Kan kaybı, anemi tedavisi Değişik tiplerde plazma intoleransı ,demir yüklenmesi riski olan durumlar, plazma desteği olmadan yapılanexchange transfüzyonlar
RC-AS Kan kaybı, anemi tedavisi Değişik tiplerde plazma intoleransı(Özellikle IgA) , HLA alloimmünizasyonu, prematüre infantlar ve demiryüklenmesi riski olan durumlar, plazma desteği olmadan yapılan exchangetransfüzyonlar (Bağıştan sonraki 7 gün içinde kullanılmalıdır).
RC-AS-BCR* Kan kaybı, anemi tedavisi Değişik tiplerde plazmaintoleransı (Özellikle IgA),prematüre infantlar ve demir yüklenmesiriski olan durumlar, plazma desteği olmadan yapılan exchangetransfüzyonlar (Bağıştan sonraki 7 gün içinde kullanılmalıdır).
WRC Tek endikasyonu ,Ig’lere karşı, özellikle IgA’ya karşı ciddi allerjik reaksiyonlardır. Uygunluk testleri yapılmış olmalıdır.
RC-LD* Lökosit antikorlarına (HLA) karşı alloimmünizasyonu olduğubilinen kişilerde ve CMV bulaşının önemli düzeyde risk taşıdığıdurumlarda endikedir. Değişik tiplerde plazma intoleransı (ÖzellikleIgA), prematüre infantlar ve demir yüklenmesi riski olan durumlar,plazma desteği olmadan yapılan exchange transfüzyonlar (Bağıştansonraki gün içinde kullanılmalıdır).
CRC Özellikle otolog transfüzyonlar için hazırlanır. Şart olmamaklabirlikte RC-LD endikasyonları için de kullanılabilir/ Uygunluk testleriyapılmış olmalıdır. Açık sistemde yapıldıysa, bakteriyal kont.....syonaçısından dikkatli olunmalıdır.
* lökositten fakir / arındırılmış süspansiyonların kullanım endikasyonlarından aşağıda ayrıca bahsedilmiştir.
IV. Lökositten Fakir / Arındırılmış E.S Kullanım Endikasyonları
Lökositlerin risk yaratacağı durumlarda kullanılırlar. Bu durumlar şöyle özetlenebilir:
1. Gebeler (Bebek için) ve intrauterin transfüzyon
2. Yenidoğan bebekler ve exchange transfüzyon
3. Konjenital veya akkiz immün yetmezlik veya immünsupresyon
4. Lösemi ve talasemi gibi sık transfüzyon gerektiren hastalar
. Kemik iliği transplantasyonu olacak / olmuş hastalar
6. Tüm transplant hastaları
V. Yan Etkiler
Yan Etki R.C. RC-BCR RC-AS RC-AS-BCR WRC RC-LD CRC
Dolaşım Yüklenmesi + + + + + + +
Hemolitik Reaksiyonlar + + + + + + 0
Non-hem. Reaksiyonlar + + + + 0 Nadiren 0
HLA Alloimmünizasyonu + + + + + Nadiren 0
Viral Bulaş + + + + + Nadiren +
Protozoal Bulaş + + + + + + +
Sepsis (Kont.....syon) + + + + + + +
Posttransfüzyon Purpurası + + + + + + 0
Sifiliz Bulaşı + + + + + + 0
Posttransfüzyonal AC Hasarı + + 0 0 0 + 0
Elektrolit İmbalansı + + + + 0 + 0
Yan etkiler, hemen hemen her E.S türevinde görülmekle birlikte, görülmesıklıkları farklıdır. Riskler her komponent için farklı oranlartaşımakta ve % 0’a indirilememektedir. Ancak özellikle, lökosittenfakir ve arındırılmış süspansiyonlarla yıkanmış süspansiyonlardaistenmeyen etki olasılığı, diğerlerine göre daha azdır.
VI. Kalite Esasları
Tam Kanın Kalite Esasları
Kontrol Parametreleri Kalite Gereksinimleri Kontrol Sıklığı Laboratuar
ABO , Rh(D) Gruplama Tamamı Grup Lab.
Anti-HIV 1/2 abs Negatif Tamamı Tarama lab.
HBsAg Negatif Tamamı Tarama lab.
ALT (İstenirse) Negatif Tamamı Tarama lab.
HBc-ab (İstenirse) Negatif Tamamı Tarama lab.
HCV - Ab Negatif Tamamı Tarama lab.
Syphilis Negatif Tamamı Tarama lab.
CMV - Ab (İstenirse) Negatif Tamamı Tarama lab.
HTLV - Abs (İstenirse) Negatif Tamamı Tarama lab.
Hacim 450 mL (-/+ %10) Ürünlerin %1'inde İşlem lab.
Eritrosit Süspansiyonunun (R.C.) Kalite Esasları
Tam kanın kalite esaslarına ek olarak aşağıdaki kriterler (Diğereritrosit süspansiyonları için sayfanın başında "A" kısmına bakınız) :
Kontrol Parametreleri Kalite Gereksinimleri Kontrol Sıklığı Laboratuar
Hacim - Volume 280 mL (-/+ 50 mL) Ürünlerin %1'inde İşlem lab.
EVF 0,65 - 0,75 Ayda 4 ünite Kalite kontrol lab
Haemoglobin > 45g / unit Ayda 4 ünite Kalite kontrol lab
Stok sonu hemoliz < eritrosit kitlesinin %0,8'i Ayda 4 ünite Kalite kontrol lab

B. TROMBOSİT SÜSPANSİYONLARI
1. Trombosit Süspansiyonu
Tam kandan santrifügasyon yolu ile elde edilirler. Her bir üniteortalama 50 mL (40-70 mL) hacmindedir ve herbiri en az ,5x10^10 kadartrombosit içerir. Komponent, platellet saklama dolabında 20-24 C° ısıaralığında gün saklanabilir ancak fatal seyirli transfüzyona bağlıbakteriyal sepsislerin büyük çoğunluğu trombosit süspansiyonlarındankaynaklanmaktadır. Bu sebeple uzun süre saklanmadan kullanılması dahauygun bir yaklaşım olacaktır.
Platellet saklama olmadığı durumlarda, manual olarak veya herhangi birajitatörle sürekli ajite edilmeli ve kan alımını takiben 4-6 saatiçerisinde ise, transfüze edilmelidir.
Kullanım Endikasyonları :
Özellikle kanamayı durdurmaya veya önlemeye yetmeyecek sayıda trombositbulunduğu veya sayıca yeterli olduğu halde fonksiyonel açıdan yetersizplatelletlerin söz konusu olduğu durumlarda kullanılmalıdır.
Platellet sayısı 100.000/mm3 olan stabil hastalarda trombositsüspansiyonu kullanmanın gereği yoktur. Kullanılacak miktar, alttayatan hastalığa ve eğer varsa, kanamanın hızına bağlıdır. Bu nedenlekanamanın durdurulması ve hemostazın sağlanması için başlangıç dozuolarak, 1 ü/10 kg önerilmektedir. Bu da yaklaşık bir standart olarak5-6 ünite demektir.
2. Trombositten Zengin Plazma
Trombosit süspansiyonu ile içerdiği plazma hacmi dışında aynıözelliklere sahiptir. Platelletten zengin plazmanın her bir ünitesi,yaklaşık 200 mL kadar plazma içerir. Bu sebeple hastaya hacimyüklenmesi istenmiyorsa, trombosit süspansiyonu tercih edilmelidir.

C. PLAZMA KOMPONENTLERİ
1. Plazma
Kan alımından sonra santrifügasyonla ayrıştırma ile elde edilir.Kullanım süresi, kullanılan antikoagülan solüsyona bağlı olarak 25-40gün arasında değişmektedir ve 2-6 C° ısı aralığında muhafaza edilir.
Kullanım Endikasyonları :
Faktör V ve VIII dışındaki koagülasyon faktörlerinin replasmanında ve warfarin etkisinin geri döndürülmesinde kullanılır.
2. Taze Donmuş Plazma
Kan alımın takiben 6-8 saat içerisinde plazmanın ayrıştırılıpdondurulması ile elde edilen bir kan komponentidir. Koagülasyonfaktörleri açısında oldukça zengin bir üründür. Özellikle, plazmadanfarklı olarak Faktör VIII ve V içeriği açısından zengindir. Bunlarailaveten, faktör II, VII, IX, X, XI ve antitrombin III de içermektedir.Kullanım öncesi plazma çözücülerde 37 C°’de çözülür ve 4-6 saatiçerisinde kullanılır. Taze donmuş plazma’nın saklanma koşullarıaşağıdaki tablo’da verilmiştir.
Isı Aralığı Saklama Süresi
-18 C° ile –25 C° 3 ay
-25 C° ile –30 C° 6 ay
< -30 24 ay
Kullanım Endikasyonları :
İzole Koagülasyon Faktör yetersizliğinin tedavisi, Warfarin etkisiningeri döndürülmesi, Masif Kan Transfüzyonu, Antitrombin IIIyetersizliği, İmmün yetersizlikler ve Trombotik trombositopenik purpuraolarak sayılabilir.
Kullanım dozu altta yatan hastalığa bağlı olarak değişmektedir. Ancakstandart doz olarak, 12-15 mL/kg olarak verilebilir. 70 kg’lık birerişkin için bu doz, 4-5 ünite olarak hesaplanabilir.
3. Cryopresipitat
TDP’den elde edilen ve özellikle fibrinojen açısından çok zengin birkan komponentidir. Her bir ünite 10-15 mL hacimdedir ve her ünite, enaz 80 ünite Faktör VIIIc ve 150 mg Fibrinojen içerir. Bununla birlikte,orjinalinin %50’si kadar vWF ve %25’i kadar da Faktör XIII ihtivaetmektedir. Saklama koşulları, Taze Donmuş Plazma ile aynıdır.
Kullanım Endikasyonları :
Fibrinojen replasmanı, Hemofili A hastalarında Faktör VIII replasmanı,Von Willebrand Hastalığı ve Faktör XIII replasmanı olarak sayılabilir.
Tedavi dozu, 70 kg için 10 ünitedir.
4. Supernatant Plazma
Cryopresipitatı ayrıldıktan sonra geriye kalan plazmadır. Sadece, trombotik trombositopenik purpuralarda kullanılır.


Kan Doku
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara


Kanın mikroskoptan görünüşü
Kan, atardamar, toplardamar ve kılcaldamarlardan oluşan damar ağınıniçinde dolaşan; akıcı plazma ve hücrelerden (alyuvar,akyuvar ve plaket)meydana gelmiş kırmızı renkli hayati bir sıvıdır. Kan ile ilgili tıbbiterimler genellikle hemo ve hemoto sözcükleri ile başlar. Bu sözcüklereski Yunancada kan sözcüğünü karşılayan haimadan türetilmiştir.
Kanın ana işlevi besin maddelerinin (oksijen, glikoz) ve yapısalelemanların sağlanması ve atık maddelerin (karbondioksit, laktik asitvs.) atılmasının sağlanmasıdır.
Her bedende ila 6 litre arası kan bulunur. Bu miktar ortalama vücutağırlığının %7-8'ini oluşturur. Kanın yarısı, sıvı olan bölümden yaniplazmadan meydana gelir. Diğer yarısı ise kanın içinde çeşitli görevlerüstlenmiş olan hücreler veya moleküllerdir. Kandaki hücreler, vücuttakikan miktarının yarısını oluşturmalarına rağmen, yan yana dizildikleritakdirde 96.500 km'lik bir çizgi oluşturabilecek kadar fazladırlar. Bu,dünyanın çevresini iki kez dolaşmaya yeterli bir uzunluktur.
Eğer kanın pıhtılaşmasına izin verilirse, tüpün üstünde kalan sıvıyaserum denir. Serumda fibrinojen ve pıhtılaşma ile ilgili diğerproteinler, pıhtılaşmada kullanıldığı için yoktur. Diger bir deyişleplazma, fibrinojen ve serumdan oluşur.
Kanın en önemli görevi akciğerlerden dokulara metabolik hadiseler içingerekli oksijeni taşımaktır. Bazı ufak ve basit yapılı canlılarda kanınyapısı deniz suyuna çok benzer. Bu canlıların vücut parçalarının gerekduyduğu oksijen bu sıvıda çözünmüş olarak taşınır. Daha karmaşık yapılıcanlılarda dokuların oksijen ihtiyacı çok fazla olup, çözünmüş haldetaşınan oksijen yeterli olamaz. Bunlarda “solunum pigmentleri” denilenrenkli maddeler oksijeni bağlayarak dokulara taşırlar. Bu pigmentlerin(boya maddelerinin) kanda yaygın halde bulunmaları kanı kıvamlı veakışkanlığı az bir hale getireceğinden insan ve diğer memelilerdepigment taşıyıcı özel hücreler vardır.
İnsanlarda kan, birçok canlı hücrenin bulunduğu karmaşık bir ortamdır.Her vücut kilosunda 70 mililitre kan bulunduğu kabul edilir. Bu hesabagöre 70 kg'lık normal bir erişkinde yaklaşık 5000 ml ( litre) kanbulunur.
Kan, kalbin pompa vazifesi yaptığı bir kapalı sistemde dolaşır. Busistem kalp ile dokular arasında ve kalp ile akciğer arasında olmaküzere iki bölümdür. Bunlardan birincisine “büyük dolaşım sistemi”,ikincisine de “küçük dolaşım sistemi” denilir. Toplardamarlardan gelenkan kalbin sağ kulakçığına dökülür. Buradan sağ karıncığa geçen kan,kalbin kasılmasıyla akciğere yollanır. Akciğerde temizlenen kan, kalbinsol kulakçığına gelir, buradan da karıncığa geçtikten sonra vücudapompalanır. Kan kılcal damarlardan geçerken oksijenini bırakır vekarbondioksit alır.
Dokuların oksijen ihtiyacını karşılamak ve artıkları almaktan başkakanın birçok önemli görevi daha vardır. Besin maddelerini taşır.Vitaminler, enzimler ve hormonların gitmeleri gereken yerlereulaşmalarını sağlar. Kan aynı zamanda, enfeksiyonlara karşı vücudunsavunmasında önemli bir role sahiptir. Bir iltihabi olaya karşısavaşırken, bir takım kan hücereleri direkt mikrobu tahribe çalışır,diğer bazıları antikor yaparak mikrobu tesirsizleştirir.
Kanın bir diğer önemli vazifesi de, iç dengeyi sağlamaktır.“Hemeostazis” adı verilen bu dengedeki en ufak değişiklik vücut içintehlikeli durumlar ortaya çıkarır. Vücut sıcaklığını ayarlamada önemlirol oynayan kan, metabolizması hızlı organlardan aldığı ısıyı,yüzeydeki damarlardan geçerken verir. Ayrıca kan ihtiva ettiğimaddelerle vücudun sıvı-elektrolit dengesini de sağlar.
İnsan kanının bileşimi [değiştir]
Bir sıvı topluluğu gibi göründüğü halde, kan aynı zamanda bir vücutdokusudur. Bu vücut dokusunun ara maddesini diğer dokulardan farklıolarak bir sıvı meydana getirir. Plazma kanın % 55'ini teşkil eder.Kalan kısmı ise alyuvarlar, akyuvarlar ve pıhtılaşmada rol oynayantrombositlerden meydana gelmiştir.
Kan hücreleri kolaylıkla plazmadan ayrılabilir. Santrifüj denilencihazlarla yüksek süratle döndürme sağlanarak, kan hücreleri dibeçöktürülüp, plazmadan ayrılır. Kanın vizkozitesi (kıvamı) sudan -8defa daha fazladır.
Her gün kanın belli kısmı yenilenir. Yaklaşık % 1 kadar kırmızı kanhücresi ölürken, yerlerine aynı miktar genç hücre kemik iliğinden kanaverilir. Plazma miktarı da en ufak bir değişiklikte hemen dengelenir.Bir kan kaybı durumunda vücut denge mekanizmaları ile hemen hacmi sabittutmaya çalışır. Önce dokulardan kana sıvı geçişi olur. Daha sonrahızla genç alyuvarlar kana verilmeye başlanır. Büyük miktarlarda kanınkaybedildiği durumlarda şok ortaya çıkar. Kaybolan kan yerine konmazsaşok durumu atlatılamaz.
Plazma: Kan plazması, % 91 su, % 8 organik maddeler ve % 1 inorganikmaddelerden müteşekkildir. Organik bileşenlerin tam..... yakını,proteindir ve plazma için proteinlerin suda çözünmesiyle meydana gelirdenir. Plazmanın üç temel proteini albumin, globulin ve fibrinojendir.100 mililitre plazmada 4,5 gr albumin, 2,5 gr globulin ve 0,3 grfibrinojen bulunur.
Albumin: Proteinlerin en küçük moleküllü olanlarından biridir. Kanınosmotik basıncının dörtte üçünü albumin sağlar. Osmotik basınçsayesinde kan-plazma oranı korunur. Albumin karaciğerde yapılır.Karaciğer bozukluğu olanlarda hipoalbuminemi denilen plazma albuminseviyesi düşüklüğü ortaya çıkar.
Globulin: Plazma globulinleri birçok değişik türdedir. Elektroforezmetoduyla globulinler alfa, beta ve gamma parçalarına ayrılabilir. Alfave beta globulinler çeşitli proteinleri bağlayarak, çeşitli yerleretaşırlar. Gama globulinlerden ise hastalıklarda bağışıklık sağlayansavunma maddeleri yapılır.
Fibrinojen: Kan pıhtılaşma mekanizmasının en son basamağını yapanproteindir. Fibrinojen molekülleri fibrin liflerine dönerekkatılaşırlar ve pıhtılaşma hasıl olur.
Proteinlerden başka plazmada alınan gıdaların metabolizma ürünleri olanürik asit, kreatinin, amino asitler gibi bir takım organik moleküllerde bulunur. Diğer organik maddeler ise glikoz, yağlar ve kolesteroldür.
Plazmanın başlıca inorganik bileşenleri elektrolitlerdir. Bunlar sodyum(Na+), klor (Cl-), kalsiyum (Ca++), fosfat (PO4)-3, sulfat (SO4)-2 vemağnezyum (Mg++)dur.
Alyuvarlar: Kırmızı kan hücreleri kanın hücre kısmının tam.....yakınını meydana getirirler. Kanın her milimetre kübünde yaklaşık beşmilyon alyuvar bulunur. Mikroskopta bakıldığında alyuvarlar, ortasıçökük tavla pulu şeklinde görülür. Ortalama çapları 7,5 mikron olup,merkezdeki kalınlıkları bir mikrondur. (Bkz. Alyuvarlar)
Hemoglobin: Her kırmızı kan hücresinde oksijen bağlama yeteneğindekibir proteinli boya (pigment) olan hemoglobin bulunur. Oksijenle doluolan hemoglobine “oksihemoglobin” denir. Bu, kana parlak kırmızırengini verir. Dokulara oksijen getirdikten sonra bir miktarkarbondioksiti alarak akciğerlere getirir. Buna da“karbaminohemoglobin” denir. (Bkz. Hemoglobin)
Akyuvarlar: Alyuvarlardan ayrı olarak tam hücre özelliği gösterirler.Bir çekirdekleri ve diğer hücre organelleri vardır. 10-20 mikronçaplarıyla da alyuvarlardan daha büyüktür. Hareketleri amipsişekildedir. Bir milimetreküp kanda yaklaşık 7000 kadar akyuvar bulunur.Beyaz hücreler ailesinin en önemli fertleri “granülositler” (parçalınüveliler), “lenfositler” ve “monositler”dir. Akyuvarların % 60-70'inigranülositler, % 30-45'ini lenfositler % 10'dan az kısmını damonositler teşkil eder. Granülositler de aralarında “nötrofil”,“bazofil” ve “eozinofil” olmak üzere üç çeşide ayrılırlar. Bunlarınbüyük çoğunluğunu nötrofiller teşkil eder.
Beyaz kan hücreleri iki yolla vücudun infeksiyonlara karşı savunmasınıüstlenirler. Granülositler ve monositler mikroorganizmayı yutarak(fagositozla) yok ederken lenfositler antikor meydana gelmesine sebebolarak mikroorganizmaya karşı çalışırlar. Akyuvarların en büyükleriolan monositler de bakteri ve ölü hücre kırıntılarını yerler. Ömürleriçok kısadır. İnsanda 4 gündür.Mikrobik khastalıklarda sayıları artar.(Bkz. Akyuvar, Antikor, Bağışıklık)
Trombositler: Çapları sadece 1-2 mikron olan kanın en küçük hücreleriolan trombositler, pıhtılaşmada önemli rol oynarlar. Kırmızı kemikiliğindeki dev hücrelerin (megakaryosit) parçalanmasıyla meydana gelenoval veya yuvarlak, renksiz ve çekirdeksiz parçacıklardır. Kanpulcukları olarak da bilinirler. Her milimetreküp kanda yaklaşık150-400 bin trombosit bulunur. Kanda 9 gün sağ kalırlar. Yağ, proteinve karbonhidratlardan gayri bir takım enzimleri de vardır. Damaryaralanmalarında, damarın iç yüzüne yapışarak tıkarlar.Salgıladıklarıtrombokinaz enzimiyle pıhtılaşmada rol oynarlar.Pıhtı meydanageldiğinde katılaşarak yaranın ağzını büzerler ve kanamayı durdururlar.Trombositlerin pıhtılaşmadaki çok önemli görevlerinin dışındaserotonin, adrenalin, noradrenalin ve histamin maddelerini taşımavazifeleri de vardır.
Kan yapıcı organlar: Kan yapan organlar olarak, kemik iliği, lenfnodülleri (bezeleri) ve dalak sayılabilir. Ana karnında karaciğer,dalak ve kemik iliği tarafından yapılan akyuvar yapımını doğumdan birsüre sonra tamamiyle kemik iliği üstlenir. Dalak ve lenf bezleri“Lenfatik doku”nun en önemli kısımları olup lenfosit ve monositleriimal ederler. (Bkz. İlik)
Lenfatik doku: Bademcikler, timus, barsak mukozasında da bulunmasınarağmen, lenfatik dokunun iki büyük merkezi lenf bezleri ve dalaktır. Budoku, lenfositleri meydana getiren lenfoblastlar ve monositleri yapanhistiositlerden husule gelmiştir. Blenfositlerinden meydana gelen“plazma hücreleri” antikor yapımında görev alırlar.
Pıhtılaşma: Damar yaralanmalarında dışarı çıkan kanın, birtakımkimyasal reaksiyonlar sonucu sıvı halden pelte koyuluğuna veya katıhale geçmesine kanın pıhtılaşması denir.Pıhtılaşma sayesinde kan kaybıönlenir.Pıhtılaşma mekanizması, çok kompleks olmakla beraber olayın sonkademesini ve esasını kanda çözünen plazma proteini fibrinojen'inçözünmeyen ipliksi yapıdaki Fibrin'e dönüşmesi teşkil eder.
Kanın pıhtılaşması [değiştir]
Herhangi bir darbe sonucu hasar gören doku, yırtılan kan damarlarınınçeperleri ve kan pulcukları (trombositler) tarafından pıhtılaşmamekanizmasını başlatacak olan trombokinaz (tromboplastin) enzimisalgılanır.
Karaciğer tarafından salgınan ve üretimi için K vitaminine ihtiyaçduyulan aktif olmayan plazma proteini protrombin, trombokinaz enzimitarafından trombin'e çevrilir. Trombin, kan pulcuklarını da yapışkanyapar. Böylece trombositler, yırtılan damarı tıkamak için damarın iççeperine yapışmaya başlar.
Trombin, kalsiyum tuzları'nın varlığında bir enzim gibi görev yaparakkaraciğerin bir salgısı olan plazma proteini fibrinojen'i, ince uzuniplikçikler şeklinde teşekkül eden fibrin'e dönüştürür.
Fibrin iplikçikleri, kırmızı kan hücrelerini, kan pulcuklarını veproteinlerini bir ağ gibi sararak çökeltir. Yaranın içini dolduran buçökeltiye pıhtı denir. Pıhtı, yavaşça büzülerek küçülür ve temiz sarıbir sıvı açığa bırakır. Bu sıvıya serum adı verilir.
Pıhtı bir süre sonra kurur. Yara, fibroblast hücreleri ve deriye ait dış tabaka hücreleri tarafından onarılır.
Damarların iç yüzeyleri kaygan olduğundan, kan buralara yapışıppıhtılaşamaz. Ayrıca normal kan dolaşımı esnasında çeşitli maddelerpıhtılaşmayı önler. Bunlardan biri karaciğer tarafından üretilenheparin'dir. Heparinin çokluğu, K vitamini eksikliği, karaciğerhastalıkları pıhtılaşmayı geciktirir. Bu gibi durumlarda, bedende noktahalinde kanamalar görülür. K vitamini, hava teması, sıcaklık, asitler,kalsiyum tuzlarının çokluğu da pıhtılaşmayı hızlandırır.
Damarda yaralanma, kireç toplanması veya kolesterin birikmesi gibihallerde kan damarın içinde pıhtılaşabilir. Damarda meydana gelen bupıhtıya emboli (tıkaç) denir. Bu pıhtının kalbi besleyen ince damarları(karonerleri) tıkamasından kalp enfarktüsü ortaya çıkar. Çok tehlikeliolan bu hastalıkta kalp kasları beslenemediğinden zaman içinde bozulur.Bu gibi hastalar kalp yetmezliğinden ölebilir.Tıkanma akciğer veyaböbreklerde olursa akciğer ve böbrek enfarktüsü adını alır.
Hemofili denen irsi bir hastalıkta kan pıhtılaşması olmaz veya pekyavaş olur. Bu tip hastalar, bir diş çekiminden veya sünnet olmaktanileri gelen kanamaların durmaması yüzünden hayatını kaybedebilirler.Bunlara kan vermek ve pıhtılaştırıcı ilaçlar şırınga etmek suretiyleyardım edilmeye çalışılır. Bu hastalık daha çok erkeklerde görülür.(Bkz. Hemofili)


Kan grubu
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
Kan Grubu, insan kanındaki antikorlara bakılarak, kanın özelliğinibelirtmek için oluşturulmuş sınıflandırma sistemidir. A, B, AB ve 0türleri mevcuttur. Bundan bağımsız olarak, Rh değeri + veya - değerindeolabilir. Bu iki sistemin kombinasyonundan 8'li kan grubu tablosuoluşmuştur. Türkiye'de iki sistem yan yana yazılarak belirtilir.Örneğin; A türü kanda Rh değeri negatif ise, o kan için A Rh- grubudenir. Türkiye'de Kızılay'ın verilerine göre en fazla bulunan grup ARh+'dir.


A, B, O ve Rhesus (Rh) sıklığı [değiştir]
Grup Sıklık
Avrupa Türkiye¹
O Rh+ 38% 29%
A Rh+ 34% 39%
B Rh+ 9% 14%
O Rh- 7% 4%
A Rh- 6% 6%
AB Rh+ 3% %
B Rh- 2% 2%
AB Rh- 1% 1%
¹ Kaynak

Kan grupları insanlar arasında eşit dağılmamıştır. O Rh+ en sık ve ABRh- en ender görülen gruplardır. Değisik toplumlarda kan gruplarınındegisik oranlarda bulunabilinmektedir. Tablodaki değerler Avrupakökenli ve Türk insanlar içindir.
Genotip sıklığına göre değişik toplumlarda tahmin edilen Rh faktörü sıklığı:
Toplum Rh(D)- Rh(D)+
Avrupa kökenliler 16% 84%
Afrika kökenliler 0.9% 99.1%
Diğer 0.1% 99.9%





Kan grubu uyumu [değiştir]
Her ne kadar aşagıdaki tablo genel olarak doğru ise de uzun dönem kantranfüzyonu gerektiren kişilere kendi kan gruplarının aynısınınverilmesi zorunludur.

Kan uyum tablosu
Alıcı Kan Grubu Verilebilen kan grupları
AB Rh+ Tüm kan grupları
AB Rh- O Rh- A Rh- B Rh- AB Rh-
A Rh+ O Rh- O Rh+ A Rh- A Rh+
A Rh- O Rh- A Rh-
B Rh+ O Rh- O Rh+ B Rh- B Rh+
B Rh- O Rh- B Rh-
O Rh+ O Rh- O Rh+
O Rh- O Rh-
            <!-- / message -->                                    <!-- sig -->         
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged

ALLAH RASULÜ BUYURDU; şu 3 şeye bakmak sünnettir 1) kabeye 2) kuran-ı kerime 3) annenin yüzüne
♥..šεv₫a..♥

Admin-E

Süper Uye

*


Üye No : 133

Yaş : 20

Cinsiyet : Bayan

Nerden : İstanBuL

Konu  : 1850

Mesaj : 12502


276 Mesajına Toplam
324 Kere Teşekkür Edildi

61 Mesajına Toplam
63 Kere Karma Verildi
Karma Sayısı: 41


Karma Sayısı: 41
Offline
« Yanıtla #1 : 31 Ekim 2009, 02:09:39 »

Kan Fizyolojisi

Kan, hücrelerden ve “plazma “ adı verilen bir sıvıdan oluşmuştur.Hücreler eritrositler (kırmızı kan hücreleri), lökositler (beyaz kanhücreleri) ve trombositlerdir. Hücrelerin % 99’undan fazlasınıeritrositler oluşturur. Eritrositler kanın oksijen taşıyanhücreleridir.Lökositler vücudu enfeksiyonlara ve kansere karşı koruyanhücrelerdir. Trombositler ise kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.

Eğer kan santrifüj edilirse, hücreler plazmadan ayrılır. Hücreler dahaağır oldukları için dibe çökerken daha hafif olan plazma üstte kalır.Kan, içi heparin ile sıvanmış “mikropipet” denilen küçük tüplerdesantrifüj edilir. Bu tüpün en alttaki kısmında eritrositler toplanır,bunun hemen üstünde ise çok ince bir tabaka halinde lökositler bulunur,en üstte ise plazma bulunur. Hematokrit, eritrositlerin oluşturduğu kanhacminin toplam kan hacmine oranıdır. Hematokrit tayini için kanheparinize özel tüplerde santrifüj edilir, eritrositler en alttatoplanır, onun üstünde lökosit ve trombositlerin oluşturduğu çok incebir tabaka oluşur, en üstte ise plazma adı verilen açık samansarısı-beyaz renkte sıvı toplanır. Hematokriti hesaplamak içineritrositlerle dolu olan tüpün uzunluğu kanla dolu tüpün uzunluğunabölünüp, çıkan sonuç 100 ile çarpılır.Hematokrit pipetinde eritrositler36 mm lik bir sütun oluştururken, lökosit ve trombositler birlikteyaklaşık 1-2 mm lik bir sütun oluşturmalarının sebebi, bu hücrelerinsayılarından kaynaklanmaktadır. 1 mm3 kanda 4,6-6,2 milyon eritrositvarken, .000-10.000 lökosit ve 200.000-400.000 trombosit vardır. Doğalolarak, sayıca fazla olan eritrositler hemotokrit pipetinde daha uzunbir sütun oluşturacaklardır.

Hematokrit oranı erkeklerde % 40-50 arasında değişirken, bu orankadınlarda % 35-45 arasında değişir. Erkeklerde hematokrit oranınınyüksek olmasının sebebi, erkeklerdeki toplam kan hücresi sayısınınkadınlarınkinden daha fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Erkeklerde 1mm3 kanda ortalama ,1-5,8 milyon kan hücresi varken kadınlarda 1 mm3kanda 4,3-5,2 milyon kan hücresi vardır. Eritrositlerin sayısınınazaldığı durumlara anemi (kansızlık) denirken, eritrosit sayısınınarttığı durumlara ise polisitemi denir.

Plazma kanın sıvı kısmıdır, su içinde çözünmüş çok sayıda organik veinorganik maddelerden oluşur. Bu maddelerden en önemlisi proteinlerdir.Proteinler plazmanın toplam ağırlığının yaklaşık yüzde 7 sinioluşturur. Plazma proteinleri 3 ana gruba ayrılır. Bunlar, albüminler,globülinler ve fibrinojendir. Bu proteinlerin kandaki konsantrasyonu,sırasıyla 4,5 g/100mL , 2,5 g/100 mL ve 0,3 g/100mL dir. Proteinleriçinde miktar olarak en fazla olan albüminlerdir. Bu proteinler,hücreler tarafından kullanılmak üzere plazmadan ayrılmazlar. Hücrelerkendi proteinlerini yapmak için plazma amino asitlerini kullanırlarfakat hiçbir zaman plazma proteinlerini kullanmazlar. Plazmaproteinleri plazmanın içinde yada interstisiyel sıvıda fonksiyonyaparlar. Kısacası, plazma proteinleri, hücreler tarafından kullanılmaküzere plazmayı terk etmezler. Eğer kanın pıhtılaşmasına izin verilirse,tüpün üstünde kalan sıvıya plazma değil serum denir. Serumda fibrinojenve pıhtılaşma ile ilgili diğer proteinler, pıhtılaşmada kullanıldığıiçin yoktur. Matematik formül olarak ifade etmek gerekirse

Plazma - Fibrinojen = Serum diyebiliriz. KAN HÜCRELERİ(ERİTROSİTLER)Eritrositler bikonkav disk şeklinde yapılardır. Yani heriki tarafından basık daire şeklindedirler. 7 m m çapındadırlar.Eritrositlerin yapım yeri yassı kemiklerin iliğidir. Eritrositlerinhücre zarı kişiden kişiye değişen özel proteinler içerir, bu proteinlersayesinde kan, ABO dediğimiz kan gruplarına ayrılır. Eritrositlerhemoglobin denilen ve eritrosit ağırlığının üçte birini oluşturan birprotein içerirler. Bu proteinin görevi O2 taşımaktır, oksijeninyaklaşık % 99’u hemoglobin ile taşınır, geri kalan % 1’lik kısım isekanda çözünmüş olarak taşınır.

Hemoglobin proteini 4 adet hem ve 4 adet polipeptid zincirinden oluşur.Bu polipeptid zincirlerini ikisi a diğer ikisi ise b zincirindenoluşmuştur. Her bir hem grubu bir adet polipeptid zinciri üzerinde yeralır (Şekil 2). Oksijeni bağlayan hem grubudur, her hem grubu birmolekül oksijen bağlar, dolayısı ile bir hemoglobin 4 adet oksijenmolekülü bağlayabilir. Dört adet O2 bağlayan hemoglobin tümüyledoymuştur, yani artık bir beşinci O2 molekülünü bağlayamaz, bunaoksihemoglobin denir. Oksihemoglobin parlak kırmızı renktedir.Oksihemoglobin bağladığı 4 adet O2 molekülünden bir veya daha fazlasınıkaybederse, o zaman deoksihemoglobin adını alır. Deoksihemoglobin koyukırmızı renktedir. Venöz kan arteryel kandan daha fazladeoksihemoglobin içerdiği için daha koyu renktedir. Hemoglobine hiç O2molekülü bağlı değilse ilk O2 molekülünün bağlanması daha zordur, eğerhemoglobin 2 yada 3 O2 molekülü bağlandıysa 3. Veya 4. O2 molekülününhemoglobine bağlanması daha kolaydır, buna allosterik etki denir. Buetkinin sonucu olarak oksijen basıncının artmasıyla hemoglobininoksijen bağlaması “S” şeklinde yada “sigmoid” şeklinde artar. Parsiyeloksijen basıncı ile hemoglobin bağlanması arasındaki bu ilişki“oksihemoglobin disosasyon eğrisi” ile gösterilir.

Oksijen taşıma kapasitesi belirli bir hacimdeki kanın içerdiği O2hacmidir. Bu kapasite etkin hemoglobin konsantrasyonuna bağlıdır.Taşıma kapasitesi anemide azalır. Aneminin tipine bağlı olarak, bukapasite, ya eritrositlerin sayısının azalmasından, yada, yetersiz veyaanormal hemoglobin yapımından kaynaklanır.

Kemik iliğinden ayrılan immatür (tam gelişmemiş) eritrosit, çekirdeğiolduğu için bölünme yeteneğine sahiptir, fakat henüz hiç hemoglobiniçermez. Gelişme devam ederken eritrosit çekirdeğini kaybeder, veiçerdiği hemoglobin miktarı artar. Gelişme tamamlandığı zaman,eritrosit çekirdek de dahil tüm organellerini kaybeder. Eritrositlerinçekirdek ve organelleri olmadığı için ne bölünebilirler ne deyaşamlarını uzun süre devam ettirebilirler. Eritrositlerin yaşam süresi120 gündür. Eritrositlerin yapımı için amino asit, lipid, karbonhidratgibi olağan besin maddelerinin yanı sıra, ek olarak demir, folik asitve B12 vitamini de şarttır.

Bu maddelerden demir olmadığı zaman, eritrositler normalden daha küçükolur ve görevlerini tam yapamazlar, bu duruma demir eksikliği anemisidenir. Folik asit ve B12 eksikliğinde ise eritrositler normalden dahabüyük olur ve yine görevlerini tam olarak yapamazlar, bu duruma damegaloblastik anemi denir.

Anemi, normal hemoglobine sahip eritrositlerin toplam sayısınınazalmasından, yada eritrositin içindeki hemoglobinin konsantrasyonununazalmasından, yada her ikisinin birlikte olması sonucu ortaya çıkanhastalık durumudur. Diette demir, B12 vitamini veya folik asiteksikliği; kemik iliğinin kanser yada toksik maddelerle bozulması, yadaaşırı kan kaybı, böbrek hastalıklarında eritropietin eksikliği, yadaeritrositlerin şekil bozukluğundan dolayı aşırı yıkılması.
LÖKOSITLER

Bir damla kanı uygun bir boya ile boyayıp mikroskop altındaincelediğimiz zaman çeşitli tiplerde lökosit görülür. Lökositleryapılarına ve çeşitli boyalara karşı olan afinitelerine göresınıflandırılırlar. Buna göre lökositler 3 gruba ayrılırlar.

1.Polimorfonükler granülositler

a) Nötrofiller

b) Eozinofiller

c) Bazofiller

2. Monositler

3. Lenfositler

Polimorfonükleer granülositlerin nükleusları çok lobludur vesitoplazmalarında çok sayıda granül bulunur. Bu gruptaki hücrelerinbazılarının granülleri “eozin” isimli boyayı tutarlar. Bu hücrelereeozinofil denir. Bir diğer grup bazik boyaları tutar, bu yüzden bugruba bazofil denir. Bir başka grup ise boyalara özel bir afinitegöstermez, bu gruba da nötrofil denir. Monositler granülositlerdenbiraz daha büyüktür ve at nalına benzeyen tek parçalı bir nükleuslarıvardır, sitoplazmaları da daha azdır. Lenfositler en az sitoplazmaiçeren gruptur, monositler gibi tek parça ve büyük çekirdek içerirler.

Lökositlerin hepsi kemik iliğinde yapılırlar, ancak daha sonraki gelişmelerini kemik iliği dışında tamamlarlar
TROMBOSITLER

Trombositler çok sayıda granül içeren renksiz hücre parçalarıdır.Megakaryosit denilen kemik iliğinin büyük hücrelerinin parçalarındanoluşur. Bu megakaryosit parçaları sistemik dolaşıma girince trombositadını alırlar. Hemostazın sağlanmasında yani kanamanın durdurulmasındaönemlidirler. Trombositler bir yüzeye yapışma eğilimindedirler, fakatkan damarlarının içini döşeyen normal endotel hücrelerine yapışmazlar.Ancak damarın içindeki endotel bir şekilde hasar görürde altındaki bağdokusu (kollajen) açığa çıkarsa, trombositler kollajene bağlanır. Bubağlanma trombositlerin granüllerdeki içeriği ortama boşaltmalarınasebeb olur. Ortama boşalan bu maddelerden biri olan ADP trombositlerinyüzeyinde birtakım değişikliklerin başlamasına neden olur ve yeni gelentrombositler de bu trombositlere bağlanarak trombosit agregasyonudenilen olaya yol açarlar. Hızla ilerleyen bu olay damarın içindetrombosit tıkacının oluşmasını sağlar. Endotel hücreleri tarafındansalgılanan bir protein olan von Willebrand faktörü (vWF) trombositlerinhasarlı damar duvarına tutunmasını kolaylaştırır. VWF önce kollajenebağlanır ve trombositin kollajene bağlanmasını sağlar. Koagülasyon içintrombosit agregasyonu şart olduğu için von Willebrand faktörü eksikliğiyada bozukluğunda koagülasyon bozuklukları görülür. Bu faktörüneksikliğinden kaynaklanan hastalığa von Willebrand hastalığı denir.Trombositlerin kollajene bağlanması, trombosit hücre zarındakiaraşidonik asidin tromboksan A2 ye dönmesine neden olur. Bu maddetrombosit agregasyonu uyardığı gibi, trombosit granüllerinden diğermaddelerin de salınmasına neden olur. Trombosit tıkacı kan damarındakisızıntıyı tümüyle önler, ve bu tıkaç kontraksiyon ile daha dakuvvetlenir. Trombositler yüksek oranda kontraktil protein içerirler.Kontraksiyon trombosit tıkacının sıkışarak daha kuvvetli hale gelmesinisağlar. Bu olaylar olurken aynı zamanda hasarlı damar duvarındaki düzkaslar da kasılarak o bölgeye gelen kan miktarını azaltır, dolayısı ileo bölgedeki kan basıncını azaltır. Trombosit tıkacı sadece hasarlıbölgede olur, ve oradan yayılmaz. Bunu nedeni damar duvarınınprostasiklin de denilen PGI2 isimli bir madde sentez etmesidir. PGI2kuvvetli bir trombosit agregasyon inhibitörüdür.
HEMOSTAZ (KANAMANIN DURDURULMASI)

Kan dokusu organizmada son derece yaygın bir damar ağı içinde süreklidolaşım halinde bulunduğu için, vücudun bir bölgesindeki yaralanmalar ,bir önlem alınmadığı taktirde, önemli miktarda kanın kaybıylasonuçlanabilir. Ancak hem damar sistemi hem de kanın bizzat kendisi kankaybının önlenmesine yönelik bir dizi koruyucu mekanizmaya sahiptir.Bir damarın hasara uğraması halinde kanamanın durdurulması üç aşamalıbir mekanizma ile sağlanır.

1)Vazokonstriksiyon

2)Trombosit tıkacı oluşumu

3)KOAGÜLASYON (PIHTILAŞMA)

Koagülasyon sıvı olan kanın, pıhtı yada trombus denilen jel kıvamlıkatı bir maddeye dönüşmesidir. Pıhtılaşma plazma proteinlerindenfibrinojen fibrine dönüştüğü zaman gerçekleşir. Fibrinojen karaciğertarafından yapılan ve normal insanların serumunda her zaman bulunançubuk şeklinde bir proteindir. Fibrin başlangıçta gevşek bir iplik ağgibidir. Oluştuktan hemen sonra kovalent çapraz bağların oluşmasıylakuvvetlenir. Bu olay faktör XIII denilen bir plazma enzimi sayesindegerçekleşir. Fibrinojen kanda her zaman bulunur, fakat trombin normaldekanda bulunmaz, yalnızca pıhtılaşma olayı uyarıldığı zaman oluşur.Uyarılmadan önce kanda protrombin denilen inaktif şekilde bulunur. Kandamarının yaralandığı bölgede enzimatik olarak trombine çevrilir.Trombin de faktör XIII ü aktive eder.

Pıhtılaşmaya bırakılan kan örneğinde, pıhtılaşma sonrası ayrılan sıvıyaserum denir. Serum plazmadan farklı olarak fibrinojen ve bazıpıhtılaşma faktörlerini kapsamaz, bunun dışında bileşimi plazma ileaynıdır.
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged

ALLAH RASULÜ BUYURDU; şu 3 şeye bakmak sünnettir 1) kabeye 2) kuran-ı kerime 3) annenin yüzüne
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
||| GoogleTagged |||

Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
COĞRAFİ YAPISI Merkez gubbanolim_25 0 679 Son Mesaj 06 Mayıs 2008, 11:58:31
Gönderen: gubbanolim_25