Ekonomik krizin Türkiye üzerindeki etkileri MAHMUT CELAL ÖZMEN/ MİLLİ GAZETE Türk ekonomisi yakasını krizden kurtaramıyor
Tarihinde 15 kez krize giren Türkiye ekonomisi hakkında bazı veriler şunlardır: Türkiye Cumhuriyeti, ekonomik krizle ilk kez 1929 yılında tanıştı. 1929'da Amerika'da patlak veren bütün dünyayı etkisi altına alan büyük bir ekonomik bunalım başladı. Buna Türkiye ekonomisinin kendi sıkıntıları ve ödenmesi gereken borçlar da eklenince ciddi bir "kambiyo krizi" yaşandı. Bildiğiniz gibi; dünya kapitalizmden kaynaklanan büyük bir ekonomik krizle çalkalanmaktadır. Aslında fasit olan kapitalizm ekonomik nizamı yıllar öncesinden çökmeye başlamıştı. Türkiye'deki krizin etkisine geçmeden önce kısaca dünya ekonomik krizinin ilklerine değinmek gerekir:
Dünya kapitalizmle birçok krizler yaşamış, bu bazen büyük savaşlara neden olmuştur. İlk kriz
1929'de patlak vermiştir. Buhran, Kuzey Amerika ve Avrupa'yı merkez almasına rağmen, dünyanın geri kalanında da (özellikle de sanayileşmiş ülkelerde) yıkıcı etkiler meydana getirmiştir. Büyük bunalım en çok sanayileşmiş şehirleri vurmuş, bu kentlerde işsizler ve evsizler ordusu oluşturmuştur. Bunalımdan etkilenen birçok ülkede inşaat faaliyetleri durmuş; tarım ürünü fiyatlarındaki @-60'lık düşüş, çiftçileri ve kırsal bölge nüfusunu kötü yönde etkilemiştir.
Borsa'nın spekülatif olmasının sebebi Krizin sebepleri ise bugünkünden pek farklı değildir. Amerika 1924-29 yılları arasında bir stabilizasyon/istikrar devresi geçirdi. Edindiği ihracat fazlası ile dünyanın net kreditörü konumuna geldi. Bu esnada ülkede
otomobil,
yapı,
elektrik gibi yeni endüstriler gelişmeye başladı. Yeni gelişen endüstrilere talebin fazla olması borsanın spekülatif olmasına sebep oluyordu. Öyle ki 1928 yılında, Amerika verdiği kredileri New York Borsası için geri çekmek durumunda kaldı. Amerikalılarda kapitalizm nizamından kaynaklanan minimum fiziksel eforu sarf ederek zengin olma isteği hâkimdi. İnsanların bu ruh hallerinin ve spekülasyonun ne derece hâkim olduğunun kanıtı, 1926 yılında Florida'da meydana gelen gayrimenkul patlamasıydı. Florida'daki gayrimenkullerin değer kazanacağını düşündüler. Hesapta olmayan bir tropik kasırga planların alt-üst olmasına neden oldu. Mülkler istenilen fiyatların çok çok altında satıldı. Bu olay klasik bir spekülatif balonun tüm özelliklerini kendi içinde barındırıyordu.
1929 yılına gelindiğinde birçok ufak şirketler birleşmiş, holdingler oluşmuştu. Amerikan ekonomisinin P'si üzerinde söz sahibi olan holding sayısı 200 kadardı. Bu da tek bir holdingin bile iflasının ekonomiyi sarsmaya yeteceğini gösteriyordu.
ABD devleti altına bağlı olmayan para basmayı reddederek sıkı bir para politikası izledi ve piyasada para bulunmayınca ekonomik faaliyetler durdu, reel sektör küçüldü. Bu da daha fazla işsizlik, daha az gelir demekti.
Amerika'nın dünya üzerindeki net kreditör olması sarsıntının temel taşı konumundaydı. New York Borsası 1928 yılının başından 29 yılı Ekim ayının başına kadar olan süreçte gittikçe yükseliyor ve yüksek fiyat/kazanç oranı getiriyordu. Ancak 3 Ekim 1929 tarihine gelindiğinde, yukarıda sayılan sebepler doğrultusunda borsanın ilerlemesi durmuş hatta birkaç büyük holdingin hisse senetleri düşmüştü. Bu düşüş 21 Ekim günü yabancı yatırımcıların kâğıtlarını ellerinden çıkarmalarıyla hızlandı ve "
Kara Perşembe" olarak anılan 24 Ekim 1929 Perşembe günü borsa dibe vurdu.( Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş Yaphttp://tr.wikipedia.org
)
Bilinen ilk ve büyük kriz kısaca böyledir. Bu krizden o dönem birçok ülke ekonomisi etkilenmiştir. Bunun detaylarına girmeyeceğim. Asıl konum olan krizin Türkiye üzerindeki tesirlerine değineceğim. Türkiye'de bu ilk krizden etkilenmiştir.
Bu etkilerin neler olduğunu ve tesirlerini tarihe giderek kısaca sizlere aktarmaya çalışacağım.
Aslında Türkiye'de kriz yeni değildir. Cumhuriyet kurulduktan sonra ekonomi 1927'de başlayarak 1932, 1935, 1940, 1941, 1943, 1944, 1945, 1949, 1954, 1979, 1980, 1994, 1999 ve 2001 yıllarında kriz yaşadı. Ankara Ticaret Odası (ATO)'nın "Krizler Tarihi" adlı son raporu Türkiye'nin girdiği ekonomik krizlerin gerçek boyutlarını gözler önüne seriyor. Rapora göre; 82 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca yıllık ortalama en az yüzde 15 olması gerekirken sadece yüzde 4.8 büyümeyi tutturabilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti 15 kez krize girdi
Tarihinde 15 kez krize giren Türkiye ekonomisi hakkında bazı veriler şunlardır:
Türkiye Cumhuriyeti, ekonomik krizle ilk kez 1929 yılında tanıştı. 1929'da Amerika'da patlak veren bütün dünyayı etkisi altına alan büyük bir ekonomik bunalım başladı. Buna Türkiye ekonomisinin kendi sıkıntıları ve ödenmesi gereken borçlar da eklenince ciddi bir "kambiyo krizi" yaşandı. Türk parasının değeri düştü.
-İkinci Dünya Savaşı'nın başladığı 1944 yılında bütçe açık vermeye başladı. Savaş, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ekonomik dengeleri sarstı. Türkiye ilk kez devalüasyonla da bu dönemde tanıştı.
-1946 yılında, bütçede fazlalık bulunmasına rağmen ihracatı artırmak için devalüasyona gidildi. Ancak hedefe ulaşılamadı. -Dış sermayeye açılma ve serbest piyasa
ekonomisine geçiş dönemi 1950-1954 yıllarında başladı. 1951 yılında bütçe açık vermeye başladı ve bu durum 1963'e kadar 12 yıl boyunca devam etti.
-Kore Savaşı nedeniyle dünya piyasasında hammadde fiyatlarını arttırdı. Kredili ithalat uygulamasına geçildi. Bunun sonucunda ticari nitelikli dış borçlar ödenemez hale geldi. Dış borç yükü ve kamu açıkları arttı. Plansız yatırımların da etkisiyle enflasyon yüzde 20'lere fırladı ve Türkiye ekonomisi yeni bir krize girdi.
-1950'li yıllarda uygulanan dışarıdan sermaye ithaline ayarlanmış serbestleşme programı 1958 krizini hazırladı.
-1958'e gelindiğinde, Türkiye'nin günü gelmiş 256 milyon dolar tutarında dış borcu ve de kucağında bir "kambiyo krizi" bulunuyordu. Ağustos ayında Türkiye IMF ile bir istikrar programı uygulamayı kabul etti. Devalüasyona gidildi. Dış ticaret açığı büyüdü. 1958 yılında 55.3 milyon dolar olan bütçe açığı 1959'da 266.7 milyon dolara yükseldi.
-Türkiye 1959 yılında hayat pahalılığında Brezilya'dan sonra dünya ikincisi olarak tarihe geçti. 1969'da Türkiye başka bir krizle yine sarsıldı. IMF programı yürürlüğe kondu. Türk parası devalüe edildi. 1971'de darbe yapıldı.
Petrol fiyatları, Türkiye ekonomisini olumsuz etkiledi 1974 yılında petrol fiyatlarının patlayarak 4 katına çıkması, Türkiye ekonomisini olumsuz etkiledi. Aynı yıl Kıbrıs Barış Harekâtı ile birlikte batılı ülkelerin üstü örtülü ekonomik ambargosu başladı. Petrol fiyatlarındaki artış ithal edilen sanayi ürünlerinin fiyatlarını da yukarıya doğru tırmandırdı.
Dönemin hükümetleri düşük faizli kredileri hiç ödenmeyecekmiş gibi alıp kullandılar. 1970 yılında 1.8 milyar dolar olan borç, 1977 yılında 10 milyar dolara çıktı. 1978 yılında kısa vadeli borçların toplam borç içindeki payı yüzde 52'ye ulaştı. 1978'de kriz patladı.
70'lerin sonunda yaşanan büyük krize atfen dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından söylenen "70 sente muhtacız" sözü durumun vahametini açıkça ortaya koymaktadır.
OPEC üyeleri petrol fiyatını 1979 ve 1980'de ikinci kez yüzde 150 oranında artırdı. Bu şok Türkiye'yi yoğun ekonomik kriz yaşarken yakaladı. İşsizlik oranı yüzde 20'lere yaklaştı. Enflasyon yüzde 63.9'a yükseldi. 1979-1980 petrol krizi, halkı 1974 petrol krizinden daha fazla etkiledi. 24 Ocak Kararları'yla birlikte TL yüzde 48.6 oranında devalüe edildi.
-1986 yılında kamu harcamalarının artması nedeniyle ekonomik dengesizlik yaşandı ve devalüasyon yine yapıldı.
1994 krizinde yarım milyon kişi işinden oldu Kamu açıklarındaki artış ve mali piyasalardaki dalgalanma sonucunda faizler yükseldi. Döviz rezervi azaldı. 1989 yılına gelindiğinde Türkiye dışa açık serbest piyasa ekonomilerinden biri oldu. İstikrar politikaları uygulanırken ortalama 17.4 milyar dolar olan dış borç stoku, 1989 yılında 41.7, 1990 yılında ise 49 milyar dolara çıktı. Kısa vadeli borçlar, toplam borçların yüzde 19'unu buldu. Ticari bankaların döviz açığı büyüdü. Stagflâsyon/enflasyon-ekonomik durgunluk sürecine girildi.
-Dış ticaret açığı 1990 yılında 9.3 milyar dolara ulaştı. Türkiye yeniden krize girdi.
-Türkiye'de 1991, 1994 ve 1999 yıllarında üst üste krizler yaşadı. 1994 ve 2001 krizleri karakteristik olarak diğerlerinden farklıydı. Krizler bankacılık sektörünü vurdu ve çok sayıda bankanın faaliyetleri durduruldu.
-1991 krizini Körfez krizi tetikledi. Dış borç stoku 8 milyar dolara yakın artış gösterirken kısa vadeli borçlardaki artış 4 milyar dolara yaklaştı. Cari işlemler bilançosu, tarihi bir sıçramayla açığını 2.6 milyar dolara çıkarmıştı. Kriz etkisini bir yıl gösterdi. Kısa süreli ama çok şiddetli oldu. Kriz 1993 sonlarında başlayıp 1994'te patladı. İçeride zaten üst üste iki yıldır sürmekte olan temel dengesizliklerin üzerine Avrupa para piyasasındaki kargaşanın eklenmesi krizi tetikledi. Cari açık da 1 milyar dolardan 6.4 milyar dolara fırladı. Dış borç stoku 12 milyar dolar artış gösterdi. Krizde yarım milyon kişi işten atıldı.
Kara Çarşamba Yabancı bankalar vadesi gelmemiş kredilerini geri çekmeye başlayınca gecelik faizler göklere tırmandı ve Türkiye tarihine 'Kara Çarşamba' olarak geçen 22 Kasım 2000'de para krizi patladı. 13 banka ve çok sayıda aracı kurum battı.
1998'de Asya-Rusya krizi, Türkiye'yi, enflasyonu düşürmek amacıyla harcamaları kıstığı ve istikrar programı uyguladığı sırada yakaladı. Dış borç stoku 103 milyar dolara çıktı.
Faizi yüksek, vadesi kısa borç birikimi 1999 sonunda Hazine'yi iç borçları artık döndüremeyeceği noktaya sürükledi. Aralık 1999'da hükümet IMF ile stand-by anlaşması imzaladı.
Stand-by anlaşmasının ardından 2000 yılında devreye giren istikrar programı büyük çöküşün baş sorumlusuydu. Türkiye döviz kurunun çapaya bağlanmasıyla çıkmaz sokağa girdi. Dolar çapası nedeniyle toplam kısa vadeli borçlar 28.9 milyar dolara, toplam dış borç stoku 114.3 milyar dolara çıktı. Yabancı bankalar vadesi gelmemiş kredilerini geri çekmeye başlayınca gecelik faizler göklere tırmandı ve Türkiye tarihine
'Kara Çarşamba' olarak geçen 22 Kasım 2000'de para krizi patladı. 13 banka ve çok sayıda aracı kurum battı.
19 Şubat'ta Çankaya Köşkü'nde yaşanan Anayasa kitapçığı tartışması krizi başlattı. 3.

milyar dolarlık net sermaye çıkışıyla döviz fiyatları ve faizler tırmanışa geçti. Kriz öncesi 670 bin TL olan dolar Nisan'da 1 milyon 161 bine tırmandı. IMF programı çökmüştü.
Bütün kurumlar yabancıların eline geçti 1994 krizinde gıda sanayinin önemli bölümü, 1999 krizi ve onu izleyen krizlerde bankalar, aracı kurumlar, turizm ve otelcilik şirketleri, bazı finans kurumları, borsa yabancıların eline geçmiştir.
Bu krizleri görmemezlikten gelen, kapitalizmden hala medet uman yöneticiler ve sermayeyi elinde tutan zenginler yeniden kapıyı çalan son kriz için şunları söylemişlerdi:
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; "Herkesi etkiliyor bunlar ama Türkiye çok şükür ki kendi tedbirini son beş altı sene içinde köklü reformlarla yaptı ve dışarıdan ve içerden gelen şoklara karşı kendini daha koruyucu oldu." (02 Ekim 2008)
Başbakan Erdoğan; "... kriz bizi etkilemez, teğet geçer." dedi. (06 Aralık 2008)
Salı günü (25.11.2008) Sayın Başbakan bu gerçeğin altını bir kez daha çizdi:" "Açık söylüyorum, Türkiye bu krizi en az zararla atlatacaktır. Zaten krizin sorumlusu; ABD ve de AB'dir."
Devlet Bakanı Mehmet Şimşek; "Türkiye ekonomisinin bu krizden en az etkilenmesi için bir dizi reformsal önlemler aldık. Bütçenin sağlam tutulması, para rezervinin yüksek tutulması ve para politikası sayesinde krizin etkilerinin sınırlı kalacağına inanıyorum."
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan; "Türkiye'de konut kredisi krizi olmamıştır. Bu gelişmiş ülkelerde söz konusu. Bizde herhangi bir kredi krizi söz konusu değil. Ama o krizin etkileri bize de geliyor. Türkiye'de borcunu ödeyemeyen de yok çok şükür. Bankacılık da hiç olmadığı kadar kuvvetli günlerini yaşıyor. Ayağı sağlam basıyor. Yapılan reformlarla, bankacılık çok kuvvetli hale geldi." (24 Ocak 2008)
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül; "İzlanda iflas etti. Bir batı ülkesi olarak İzlanda en zaruri ihtiyaçlarını bile alamayacak hale düştü. Hamdolsun, Türkiye alınan tedbirlerle bunların hepsini aşıyor ve aşmaya da devam edecek" dedi. (18-10-2008)
Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç, "Küresel mali krizin Türkiye'yi fazla etkilemeyeceğini" söyledi.
Kapitalizm nizamının geçmişte ekonomik alanda ne kadar derin yaralar açtığını unutmuş olmalılar ki bu kadar rahat konuşabiliyorlar. Oysa ekonomik kriz bu ülkede (Türkiye'de) sürekli yaşanmıştır. Yaşanması da kaçınılmazdır. Çünkü Türkiye sömürgecilerin elinde olan ve kapitalizm ekonomisinin uygulandığı bir ülkedir. Ayrıca para birimi dolara bağlı olduğu gibi bütün ekonomik sistemin ipleri sömürgecilerin ellerindedir.
Para birimi altın ve gümüşe dayalı olunca insanlar kendi paralarının değerinin düşmesi ve büyük zarar görmesinden korkmazlar. Eşya ve malların fiyatları istikrar bulur, pek yükselmez veya aşırı şekilde yükselmez. Yatırım ve iş yapmak isteyenler paranın değerini düşmekten çekinmeden harekete geçerler.
Kısaca, yatırımı ve iş yapmayı teşvik eder. Birbirlerine kard-ı hasen denilen faizsiz ALLAH için başkalara borç verme hareketi canlanır. Böylece insanlar birbirlerinin ihtiyaçlarını giderme hususunda birbirlerine yardımcı olurlar. Ayrıca ABD gibi devletlerin dünyanın mal ve servetlerini kâğıt parayla çalmalarını engeller. Kâğıt olan ABD doları ile dünyada petrolü, altını, uranyumu ve sair malları alabiliyor. Sürekli kâğıt basıp böyle servetleri altın ve gümüş vermeden haksızca alıyor.
Türkiye kâğıt parası olan Lira'yla hiçbir memleketten ne bir mal ne de bir petrol damlasını dahi alamaz. Oysa dolar ile Türk lirası arasında hiçbir fark yoktur. İkisi de altın ve gümüşe dayalı olmayan birer kâğıt paralardır. Hangi hakla dolarla her şey alabilirsin, ama Türk lirasıyla hiçbir şey alamazsın! Sadece, bu kapitalist dünyada orman kanunu geçerli, zayıf olanın parası geçersizdir!
Türkiye gibi devletler bu husustan dolayı ne kadar zarar görüyor? Dışarıdan bir mal alacaksa doları satın alacak ki, burada zarar görüyor. Ondan sonra malı alabilecektir. Yanı sıra, parayı dolara dayandırmak büyük yanlıştır .
Siyasetçiler ne kadar kabullenmese de kriz Türkiye'yi vurdu
Yukarıda dediğimiz gibi yalnız altın veya gümüşe dayandırmak gerekir. Bu şekilde birçok ülke rahatlar ve ferahlanır, fakirlik asgariye indirilir. İşte bu gerçekten hareketle Türkiye ekonomisi bu son krizden de etkilenmeden kurtulamayacaktır. Siyasetçiler her ne kadar kabullenmek istemeseler de kriz Türkiye ekonomisini vurmuştur.
Globalleşen kapitalizm ekonomisinin son krizle Türkiye üzerindeki tesiri: Krizin etkisi ile borçlar arttı: Yıllardır iç ve dış borçla yaşayan ve IMF'den aldığı ekonomiyi iyileştirme programı izleyen Türk ekonomisinin borçları bu krizle kat kat artmıştır. Son 4 yılda Türkiye'nin dış borç yapısı kökten değişti:
Şu an (12.12.2008) Türkiye'nin toplam 284.4 milyar dolar dış borcu var. Borcun yüzde 67'si olan 190.

milyar doları özel sektörün borcudur. Kamunun borcu sadece 77.7 milyar dolar ve toplam borcun yüzde 27'si ediyor. Merkez Bankası borçları ise 16.2 milyar dolar. Kamunun borcu 1.9 milyar dolar. Özel sektörün kısa vadeli ve düşündürücü olan borcu ise 47.8 milyar dolar.
Türk Sanayicileri ve İşadamları Deneği (TÜSİAD)'ın dile getirdiği tabloda ise şunlar yer alıyor:
Özel sektörün dış borcu ve kur:
Tarih borç dolar dolar kuru borç (YTL)
Eylül 190.

milyar 1.2250 233 milyar
Ekim 190.

milyar 1.7200 327 milyar.
Kriz için önlemler alındığı söylenirken hazine, bu yılın ilk yarısında 3 Nisan 2018 vadeli dolar cinsi tahvilin yeniden artırımı yoluyla 1 milyar dolar borçlandı. Hazine, yılın ikinci yarısında ise

Mart 2038 vadeli yine dolar cinsi tahvil ile 1 milyar dolar borçlandı.
Elinde çokça dolar bulunduran ülkelerin dolardan kurtulmak istemesi ve ucuz Dolar bankaları ülkeyi daha fazla döviz cinsinden borçlanmaya itti, yurtdışından daha kolay borçlanabildiler. Bu da döviz alacaklarıyla döviz borçları arasındaki makası, açık pozisyonlarını artırdı.
Türkiye'nin IMF'ye olan borç stoku 7.6 milyar dolardır. Başbakan Erdoğan'ın; "İstersek öderiz" dediği borcun kapatılması yerine krizden dolayı yeniden IMF ile kredi için görüşmelerin yapıldığı ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yapılacak anlaşmanın ayrıntıları netleşmeye başladı. Reuters'ın ekonomi yetkililerine dayandırdığı bilgilere göre, IMF'den sağlanacak kredi 25 milyar dolar düzeyinde olacak ve kesin olmamakla birlikte IMF ile 18 aylık stand-by yapılacak.
IMF büyük yaralar açtı IMF dünyaya zarar getirdiği gibi Türkiye'ye de zarar getirmiştir. IMF ile daha önce yapılan anlaşmaların neticeleri bellidir. IMF özellikle Türkiye gibi fakir memleketlere büyük yaralar açtı. Zira bu kuruluşlar kapitalist olup ağır şartlarla devletlere krediler verirler. İşten çıkarmaların kolaylaştırılmasını isteyen IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger'a göre, Türkiye'de asgari ücret de çok yüksek ve düşürülmesi gerekir. Böylece devletleri zor durumda bırakıp sömürgecilerin tahakkümü altına girmesini sağlarlar. Sömürgeci devletler şirketlerin her memlekete girmesini ve o memleketlerin servetlerini çalıp götürmesini istiyor. Kendi lehlerine gümrük anlaşmalarına ülkeleri teşvik ediyorlar. Bu antlaşmalarda kendilerini vergiden muaf tutuyorlar.
İşsizlik rekora koşuyor Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Türkiye'de küresel krizin etkisiyle borçlanma maliyetlerinin ve işsizliğin artabileceği uyarısında bulundu. İstanbul, Bursa, Denizli, Gaziantep, Kayseri ve Konya gibi sanayinin geliştiği illerde, küresel ekonomik krizin etkisiyle işten çıkarılanların sayısı 100 bini aştı.
Karşı devletlerin kanunlarına uymayıp kendilerine ayrıcalık tanıyan anlaşmalara zorluyorlar.
ABD'de patlak veren kredi batağının bir benzeri de Türkiye'de yaşanıyor. Toplu Konut İdaresi (TOKİ)'de kullanılan kredi bunun bir örneğidir. Bundan dolayı mortgage denilen satış şekli doğru değildir. Çünkü kişi mortgage anlaşma şekliyle borçla aldığı malı, faizle hesaplanarak ve her an faizle birlikte artırılabilecek taksitleri ödeyip bitirinceye kadar satamaz. Amerika'da olduğu gibi Türkiye'de de mortgage şirketleri insanlara ev satınca ilk senesi taksit %7 faiz gelir, ikinci senesi % 9 faiz artışı ile taksit ödemeleri yükseltilir. Bu sebeple birçok insan aylık taksitlerini ödeyemez hale geldi. Evi satın almış olsa da evi satamaz çünkü ev anlaşmalara göre şirketindir/ipotek edilmiştir.
2008 yılının ikinci çeyreğinde toplam borç 521.1 milyar dolar olmuştur. Son iki ayda yüzde 25'lik bir devalüasyon söz konusu. Faizlerde yukarı doğru bir çıkış başladı.
Dışarıdan ekonomiye kazandırılan sermayenin büyük bir bölümü borsada yatmakta idi. Sıcak paranın bir bölümü İstanbul Menkul Kıymetler Borsası"ndaki (İMKB) hisse senetleri portföyündeydi/cüzdanındaydı. 2008 Ocak ayında bu portföy/cüzdan hızla çözülmeye başladı, 2007 yılı sonunda 70.3 milyar düzeyindeyken bu tutar Ocak ayı itibariyle 56 milyar dolara geriledi.
Küresel kriz fiyatları 4 yıl geriye götürdü Reel sektörü de etkisi altına alan küresel finansal kriz, hisse senedi fiyatlarını 4 yıl geriye götürdü. İMKB'de bugün de devam eden sert düşüşün etkisiyle yüzde 6.6 gerileyen endeks, 21 bin 929 puanla 2004 yılı seviyesine döndü. Dolar ise 1.68 YTL'ye yükselerek yeniden Merkez Bankası'nın müdahale ettiği 1.70 sınırına dayandı. 19.11.2008
Yabancıların portföy/cüzdan yatırımlarından yaptığı kâr transferleri 24 milyar 582 milyon dolara ulaştı.
Küresel kriz Türkiye"ye sıcak para girişini azalttı. Stok olarak 2007 yılı sonunda 107 milyar dolara sıcak para miktarı 100 milyar doların altına düştü. -Türkiye'de son 6 yılda uluslararası sermayeli şirket sayısı yaklaşık 3 kat artarak,

bin 438'den 21 bin 39'a ulaştı. 2003-2008 Eylül sonuna kadar 15 bin 601 yeni şirket faaliyete geçti. Uluslararası doğrudan yatırım girişlerinin sektörlere göre dağılımında ilk sırayı

milyar 159 milyon dolar ile mali aracı kuruluşların faaliyetleri alırken, bunu, 2 milyar 959 milyon dolar ile imalat sanayi, 888 milyon dolar ile gıda ürünleri, içecek ve tütün imalatı, 693 milyon dolar ile inşaat, 392 milyon dolar ile de gayrimenkul kiralama ve iş faaliyetleri izledi.. Neticede memleketin kaynakları yabancılara teslim edilmiş oldu.
Yabancı şirketlerin Türkiye'ye girmesine müsaade edilmesi başlı başına bir sorun oluşturmuştur. Onlar borsada yatırım yapmış, borsayı cazibe haline getirmek suretiyle de biriken sermayeyi çalıp götürmüştür.
Globalizm bütün dünyaya zarar getirdi. Globalizmin anası Amerika'da problem veya kriz çıkınca bütün dünya zarar görür. Çünkü şirketler birbirine karışmış ve her memlekete uzanmıştır. Aynı anda birçok ufak şirketler büyük şirketler karşısında tutunamayarak batarken bazıları da holdingleşme yoluna gitmiştir. Eğer şirketler borsaya girerse; haksızca paraları toplamak için hisseler çıkarıp stoklarlar. Kapitalist sistem şirketleri on katıyla veya daha fazla hisselerle sermayelerinin piyasaya sürülmesine müsaade eder. Şirketler kârları veya başarıları hakkında tanıtıcı reklamlar ve haberler yayınlarlar. Yapılan tanıtım veya gösterilen karlar çoğu zaman gerçek dışıdır. Bu yola başvurmalarından kasıt bu vesileyle yeni hisseler ortaya çıkartıp bu hissedarların ellerindeki paraların piyasaya sürülmesini sağlamaktır. Daha sonra piyasaya sürülen bu paraları toplarlar. Oysa paraların çoğu en fazla hisseye sahip olanlara gider. Çünkü şirketin sorumlu ve idarecileri kendileri olurlar. Yine de hissedarlara dönüp hisselerini desteklemek için onlardan az bir kar karşılığı yeni paralar toplarlar. Bazen bu kar %

'i geçmez.
Asıl kâr şirkette kalır. Şirketin varlığını sürekli kılmak, karını artırmak ve yeni yatırım yapmak için tahsis edilir. Eğer şirketler zarar görürse ve bu zarar telafi edilemeyip devam ederse borsada çalkantı başlar. Globalizm nedeniyle dünyadaki şirketler ve borsalar birbirlerine bağlı olup birbirlerini etkilemektedir. Şirketleri finans eden bankalarda anonim şirketler olup şirketlerin paralarını depolamaktadır. Bankalar yıkıldığı takdirde veya şirketleri finans etmekten aciz kaldıklarında veyahut şirketlere ait paraları ödemekte sorun yaşadıklarında şirketler iflas eder, çöker. Bu şekilde Türkiye'de iflas eden şirket sayısı Eylül 2008 verilerine göre

bin 941'dir.
Enflasyon artmaya başladı. Ekim ayı itibariyle Türkiye'deki enflasyon oranı hedefi %4 iken şu an seviyelerinde. Yıllarca 8-10 aralığında değişen oranlar şimdi çift haneli rakamlara ulaşmıştır. Ulaşılmak istenen hedefin 3 katı bir enflasyon değeri ortaya çıkmıştır.
2008 yılında bütçe açığı 13.8 milyar YTL'ye çıkacağı beklentileri var. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, yaptığı basın açıklamasında (27.11.2008 tarihinde); "öngördükleri bütçe açığından daha az bir açıkla yılı kapatacaklarını" söyledi. "2008 yılında 14 milyar dolar civarında bütçe açığı öngördüklerini" belirti.
İşsizlik yükseldi Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Türkiye'de küresel krizin etkisiyle borçlanma maliyetlerinin ve işsizliğin artabileceği uyarısında bulundu. İstanbul, Bursa, Denizli, Gaziantep, Kayseri ve Konya gibi sanayinin geliştiği illerde, küresel ekonomik krizin etkisiyle işten çıkarılanların sayısı 100 bini aştı. Bu arada İşkur verilerine göre işsizlik başvurusu kasımda yüzde 146 artış gösterdi. Veya binlerce işçinin ücretinin düşürülmesi için işten çıkartılarak düşük ücretle yeniden işe alınmıştır. Bu konuda tahmini yüz binlerden bahsedilmektedir.
Bağımsız Eğitimciler Sendikası'nın yayınladığı "Türkiye'de öğretmenlerin genel durumu" raporundan çarpıcı sonuçlar çıktı. Öğretmenlerin yaşam koşullarını gözler önüne seren rapora göre, eğitimciler 2008'de, daha önceki yıllara göre daha çok borçlandılar. Her 100 eğitimciden 95'i, bir şekilde borç alarak yaşıyor. Kredi kartı borçları yüzünden kara listeye alınanların oranı, yüzde 132 yükseldi. Eğitimcilerin banka borcu bir yıl öncesine göre 2008'de yüzde 82 oranında arttı.
Kapitalist sistemin amacı Kapitalist sistem insanların sırtlarına ağır vergiler yüklemiştir. O vergiler altında insanlar ezilir. Vergiler malların fiyatlarına yansır ve fiyatlar yükselir. İşçilerin ve memurların ücretleri karşılamakta yetersiz kalır. Fiyatların yükselmesi ve vergiler insanların geçimlerini zorlaştırmaktadır.
Öyle ki Çalışma Bakanı Faruk Çelik bir otomotiv devinin üretime ara verilen dönemler için 4 bin çalışanının maaşları ödenmesi için İŞKUR'a başvurdu. Bu düşüş özellikle Ekim ve Kasım ayı sanayi üretiminin de daha büyük oranlarda yaşanacağının habercisi oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'a göre - Kapanan şirket sayısı

bin 941.
- Kapanan iş yeri sayısı da 27 bin 264 oldu.
-İnşaat ve sağlık sektörü de krizden nasibini aldı. İnşaat sektöründe on ayda açılan işyeri sayısı yüzde 17.3 düşüşle 6 bin 995'e gerilerken, kapananların sayısı yüzde 32 artışla 2 bin 509'a ulaştı. İnşaat sektöründe kurulan şirket sayısı da yüzde 8.8 azalarak 6 bin 251'e geriledi. Kapanan şirket sayısı da yüzde 988'le geçen yılın yüzde 13.9 altında kaldı.
-Sağlık işleri ve sosyal hizmetler alanında on ayda açılan işyeri sayısı geçen yıla göre yüzde 16.2 azalırken, kapanan işyeri sayısı yüzde 25.4 artış gösterdi. Bu alanda kurulan şirket sayısı yüzde 27.2, kapanan şirket sayısı yüzde 1.7 azaldı.
-İnsanlarda alım gücü düştü. Dövize endeksli malzemelerde maliyet arttı, maliyetin artması pahalılığı getirdi ve alım gücü düştü. Yıllık enflasyonun yüzde 11 düzeyinde olduğu Türkiye'de, doğalgaza yapılan son yüzde 22.

'lik zamla son bir yıllık fiyat artışı yüzde 74'ü buldu. Botaş doğalgaza konutlarda yüzde 22.

, sanayide yüzde 22 zam yaparak infiale yol açtı. Botaş Genel Müdürü Gökhan; "fiyatların yükselen dolar kuru ile paralel gitmemesinden kaynaklanmaktadır" dedi.
Kamu Emekçileri Sendikaları KESK'in 'Memur Alım Gücü' araştırmasına göre, son bir yıl içinde ekmek fiyatında yüzde 18, kiralarda yüzde 22'lik artış gözlenirken, kamu çalışanlarının ücretlerinde sadece yüzde 11'lik bir artış görüldü.
Alım gücü azalan insanlar devletin koyduğu vergileri ödeyemez oldu. TÜRMOB'un (Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği) raporu, Türkiye'de vergi sisteminin çarpıklığını bir kez daha gözler önüne sererken, sistemin gelir dağılımını bozan yanını da ortaya koydu. TÜRMOB'un yaptırdığı araştırmaya göre, Türkiye'de vergi yükü giderek artıyor ama bu yükü her geçen yıl daha fazla olmak üzere çalışanlar omuzluyorlar. Son aylarda enflasyonda kaydedilen yüksek artışların ardından 2008'in yeniden değerlendirme oranı yüzde 12 oldu.
Oysa mallara, ücretlere ve hizmetlere vergi konulmadığı takdirde fiyatlar yükselmez ve insanlar malları ucuz bir maddi karşılıkla elde edebilirler. Böylece insanlar yaşamlarında sıkıntısız olup fazla paraya ve mallara sahip olabilirler. Hayat meseleleri onları fazla meşgul etmez. Günümüzdeki gibi bütün günlerini geçim derdine düşerek geçirmezler, ekmek peşinde koşup durmazlar. Ayrıca ticaret, ziraat ve sanayi alanlarında korkusuzca yatırım yaparlar. Fiyatların yükselmesinden veya vergiden dolayı geri adım atmazlar.
Krizin etkileri her alanda görülüyor Kapitalist sistem insanların sırtlarına ağır vergiler yüklemiştir. O vergiler altında insanlar ezilir. Vergiler malların fiyatlarına yansır ve fiyatlar yükselir. İşçilerin ve memurların ücretleri karşılamakta yetersiz kalır. Fiyatların yükselmesi ve vergiler insanların geçimlerini zorlaştırmaktadır.
Resmi rakamlara göre Türkiye'de 18 milyon insan fakirlik sınırında 1 milyon insan da açlık sınırında yaşıyor. Ticaret Odası tarafından yapılan araştırmaya göre Ağustos 2008 döneminde 4 kişilik ailenin aylık gıda masrafı endeksi (fakirlik sınırı) 501 YTL olarak belirlendi. Ticaret Odası Başkanı Hasan Ali Kilci, fakirlik sınırı olarak adlandırılan 4 kişilik bir ailenin aylık gıda harcamasının Ağustos ayında yüzde 0,72 artarak 501 YTL'ye çıktığını belirtti. Kilci, "Bu rakam geçen yıl aynı aya göre yüzde 22.7, 1 yıllık ortalamaya göre ise yüzde 16.1 artışı gösteriyor" dedi.
Kapitalizm, çare üretmez Krizin etkileri diğer alanlara da yansımıştır. Bazı aileler geçim yüzünden huzursuzluk yaşamakta, çoğu kişiler iş bulamamaktan sıkıntıya girmektedir. Bir araştırmaya göre halk artık bu hükümetin krizi çözemeyeceğine inanmaya başlamıştır.
Political Researcher Strateji Geliştirme Merkezi tarafından yapılan anket, Türk halkının; ekonomik krizde hükümetin başarısız olduğunu düşündüğünü ortaya koydu. Türkiye halkının yüzde 72.3'ü AKP hükümetini ekonomik kriz karşısında başarısız olmakla suçluyor. (10.12.2008, haberx)
Hükümetin ortaya koyduğu hal çareleri kapitalizm mikyas alınarak hazırlanmış çözümlerdir. Oysa bu yöntem yıllarca denenmiştir ve neticesi her defasında daha da ağır krizlerle yüzleşmek olmuştur. Bu sistem içerisinde kalındığı müddetçe, meselelere bu sistemden kaynaklanan değerlerle çözüm arandığı sürece çözüm gelmeyecektir. Kapitalizm içerisinde çare aramak demek problemlere kapı aralamak demektir.
KAYNAK: Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş Yaphttp://www.milligazete.com.tr/haber/ekonomik-krizin-turkiye-uzerindeki-etkileri-121505.htm