Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı İslam insanlığın son kurtuluş şansı'
Cevaplar 1
Sonraki Sonraki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 411
Önceki Önceki Konu

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İslam insanlığın son kurtuluş şansı'  (Okunma Sayısı 411 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
idris25tan

« : 29 Ekim 2008, 03:19:38 »


               Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
  Resimleri Görebilmek İçin    Üye Ol   veya   Giriş Yap            İslam insanlığın son kurtuluş şansı'         
         

  Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
  Resimleri Görebilmek İçin    Üye Ol   veya   Giriş Yap


İslam, tüm insani değerlerini kaybeden dünya için son kurtuluş yoludurdiyen ünlü Fransız yazar Saint-Prot, “Gayr-i Müslimler bile İslam’ıngüçlenmesine seviniyor” dedi.

Paris’in merkezinde bulunan bir Cafe’den ayrılırken, kendisiyleröportaj yaptığım Fransız düşünür ve uzman Charles Saint- Prot’ya ‘Senİslam dinine mi girdin?’ sorusunu soramadan ayrıldım.
Charles Saint, Batılı akademik araştırmalarda yaygın olandan tamamenfarklı bir bakış açısı sunuyor, selefiliği savunuyor ve İslam’ınBatı’nın yaşamakta olduğu ahlâki krize bir çare olabileceğini ifadeediyordu. Belki de Müslüman olup olmadığı sorusunu soramayışım sorununçok kişisel ve ikincil öneme sahip bir konu olmasından kaynaklanıyor daolabilir.
  Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
  Resimleri Görebilmek İçin    Üye Ol   veya   Giriş Yap
Charles Saint Prot

Paris Jeopolitik Gözlemleri Müdürü ve Sorbonne Üniversitesi HukukProfesörü olan Charles Saint Prot’nun düşünceleri, Batılıların İslamhakkındaki düşünceleri açısından önemli bir dönüm noktasısayılabilirdi. Bu kişinin İslam hakkındaki düşüncelerine ilişkin dahafazla şeyler anlatmak istemiyor ve sizi bu kişiyle baş başa bırakmakistiyorum.
Fransa’da “İslam: Batılılaşma ve Devrim Arasında Geleneğin Geleceği” (Islam: The Future of Tradition between Revolution and Westernization) isimliyeni bir kitap yayınladınız. Bu kitabın sizin Arap ve İslammedeniyetinin geleceğine ilişkin ilginizin bir semeresi olduğunubiliyoruz. Niçin şimdi böyle bir kitap çıkarma ihtiyacı hissettiniz?
Kitabın hedefi, İslam hakkındaki birçok yanlış görüş ve düşünceyecevap vermekti. Özellikle de bir takım sertlik yanlıları veteröristlerin İslam adına savaştıkları imajını verebilmek içinselefilik, İslam, davet, tevhid ve cihad gibi kavramları sıkçakullandığı günümüzde bu daha fazla önem kazanmıştı. Bu kitabıyazmaktaki amacım, aşırılar tarafından kullanılan bu kelimelerinaslında gerçek anlamlarıyla uzaktan yakından ilgisinin kalmadığınıgöstermekti. Bu kelimelerin gerçek anlamını bulmaya yoğunlaştım yanikendimi İslam’ın gerçeğini ortaya koymaya adadım. İslam’ın özünedönebilmek için ise İslam’ı bilmek gerekiyordu. Kitabımın birincibölümü, İslam düşüncesini, tarihini ve bu tarih içerisinde meydanagelen olayları anlama çabasını içeriyor. Tevhid kelimesi başta olmaküzere İslam’ın bütün kavramları tek tek elden geçiriliyor ve okuyucununkafasındaki yanlış algılar düzeltilmeye çalışılıyor. Ben İslam’ınTanrısının diğer (Semavi) dinlerin Tanrı tasavvurundan çok farklıolduğunu ifade eden birçok makale okudum. Onlar, aslında İslam’ın daiçinde bulunduğu bütün monoteist dinlerin Tanrısının aynı Tanrı olduğugerçeğini kabule yanaşmıyorlar. Öncelikle Hıristiyanların,Müslümanların ya da Yahudilerin Tanrısının bir ve aynı Tanrılar olduğugerçeğinin iyice anlaşılması gerekiyor. Bu gerçeği kabul etmemizdurumunda büyük bir aşama kaydetmiş ve İslam’ın aslında monoteist(tevhidi) dinler çizgisinin devamcısı olan bir din olduğu vePeygamberinin de diğer dinleri olgunlaştırmak (tekemmül ettirmek) içingelmiş bir kişi olduğu gerçeğini anlamaya başlamış oluruz.
  Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
  Resimleri Görebilmek İçin    Üye Ol   veya   Giriş Yap

Sonra ikinci aşamada, İslam’ın diğer monoteist dinlere yaptığıeklemelerle ilgili olumlu boyutlar ve İslam düşüncesinin içtihatsayesinde sorunların nasıl üstesinden geleceği gibi konular üzerindedurdum. İçtihat kapısının kapalı olduğunu söylemek büyük bir hatadır.Birçok kişi bu düşünceyi savunuyor olabilir ancak şunu söyleyebilirimki İslam’ın tarih boyunca geriye gittiği tek dönem Osmanlıİmparatorluğu dönemidir. 18 ve 19. yüzyıllar itibariyle İslam dünyasıbüyük bir gerileme ve çöküş dönemi yaşamaya başladı. Niye? ÇünküOsmanlı İmparatorluğu aslında İslam’dan ziyade kendi saltanatınıgüçlendirmekle ilgiliydi. Bu yüzden İslam’ın mesajına ilişkinhedeflerini yitirdi, kurtuluş çabaları ise ancak MuhammedAbdülvehhab’la birlikte ortaya çıkmaya başladı. Ben Abdülvehhab’ınsöylediklerinin harfiyyen alınması ve takip edilmesi gerektiğinisöylüyor değilim. Ancak söylenmesi gereken şey, İslam tarihi içerisindeönemli bir iz bıraktığı ve kendi rengini verdiğidir.
Ayrıca kitabımda Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Reşid Rıza veMuhammed İkbal gibi içtihadı yeniden Müslümanların gündemine getiren veİslam’ı fanatik bir din olarak değil de vasat bir din olarak ortayakoyan düşünürlerden bahsettim. Batılılar ise Müslümanları Batılılaşmaya da fanatizm çemberi içine sıkıştırıyorlar ve bu ikisinden birinitercih etmeye zorluyorlar. Hâlbuki Müslümanlar,
Mustafa
Kemal Atatürk’le İslam arasında bir tercihte bulunmak zorunda değiller.Bağnaz ve fanatik insanların İslam anlayışını gerçek İslam’mış gibisunmak yanlıştır. Ne İslam’ın bir karikatürünü sunmaya çalışanların nede Batılı olabilmek için İslami kimliklerini bütünüyle unutmayaçalışanların anlayışları arasında bir tercihte bulunmak zorunda değilinsanlar. Bana göre tercih, halen çizgisini sürdürmekte olan ve daimailericiliği savunmuş olan büyük ıslahat hareketinin temsilcileriylediğerleri arasında olmalıdır.

Siz, bazı sertlik yanlısı hareketlerin Selefilik, cihad, davet,içtihat gibi kavramları kendi tekellerine aldıklarını söylüyorsunuz.Peki, bu kavramları bu hareketlerin elinden nasıl kurtarabiliriz?
Bizim yapmamız gereken bu kavramları tereddütsüz bir şekildekullanmak. Ayrıca, bu gibi kavramların sertlik yanlıları tarafındankullanıldığı gerekçesini bir kenara bırakmamız lazım. Örneğin SSCBlideri Stalin bir katildi ve sosyalist olduğunu söylüyordu. Hitler dekan içiciydi ama aynı zamanda vatansever ve sosyalist olduğunusöylüyordu. Biz insanların terimleri/kavramları alarak bağlamı dışındakullanmalarına mani olamayız. Malumdur ki Stalin, Sosyalizm’in içerdiğianlam derinliğine sahip olmadığı gibi Hitler de vatansever falandeğildi. Kelimelerin kullanılma yerleriyle ilgili bir durum bu. İslam’ageldiğimiz de ise bu insanlar selefilik kelimesini aldılar ve kendiamaçları doğrultusunda kullandılar. Hâlbuki bu kelime, kendisiyle ıslahkast olunan bir sözcüktür, ayrıca ilk kez Muhammed Abduh ve CemaleddinAfgani tarafından kullanılmıştır. Bu kavram yeni bir kalkış noktasıoluşturmak için Selef-i Salih’e dönüşü esas alan, Muhammed Abdülvehhabve Şeyhülislam İbn-i Teymiye’nin düşüncelerinin veya metodununuygulanması anlamına gelmekteydi. Abduh ve Afgani bu kelimeyikullandıklarında terörist ya da sertlik yanlıları değillerdi. Dünyanındört bir yanında saygı değer bir insan olarak bilinmekteydiler. Çağdaşdünyayla bütünleşmeyi hedef alan bir İslam anlayışını benimsemekistiyordu. Öyleyse gerçek selefilik Muhammed Abduh ve Reşit Rıza’nınöngördüğü ıslah ve Menar dergisinin zengin içeriğinde teşekkül etmiş vedaha sonra Muhammet İkbal, Abdurrahman Kevakibi, Cezayir’de Bin Badis,Fas’ta Allal el-Fasi, Malezya’da Mimoza’nın ortaya çıkmasına zeminhazırlamış bir düşünsel çizgiydi. Bu düşünürler, içtihattanvazgeçmemişlerdi.
Sertlik yanlılarının ve teröristlerin bugün selefilik kelimesinikullanıyor olmaları çok trajik bir olaydır. Bu da selefiliğin olumsuzbir anlam kazanmasına neden olmuştur. Ayrıca ben bu terimlerin bu türinsanların ellerinden kurtarılması gerektiğini düşünüyorum. Şayetselefiliği ve benzeri kelimeleri bugün el-Kaide’nin ellerinebırakırsak, yarın el-Kaideciler kullanıyor diye İslam kelimesinikullanmaktan bile çekinmemiz gerekebilir. Bugün, Selefiliğin Bin Ladinya da el-Kaide anlamına gelmediğini söylemek önem arz etmektedir. Buterimleri onların ellerinden almak gerekir. Selefilik çağdaş biriçtihat hareketidir. Selefilik İslam’ın maslahatıyla da örtüşmektedir.Aynı şey İslam hukukunda cihad kelimesiyle de ilgili olarak degeçerliliğini korumaktadır.
Bütün Müslüman âlimlerin kabul ettiği, İslam hukukunda da geçtiği veKuran’da da zikredildiği şekliyle cihad, Müslümanların kendilerinisaldırılara karşı korumalarıdır. Bu çağdaş hukukta kişinin kendineyönelik saldırılara karşı canını koruması olarak geçmektedir. Bir debüyük cihadla küçük cihad arasında da ayrım yapılmalıdır. Büyük cihadinsanların kendi nefislerinin şerrine karşı mücadele etmeleridir.Ayrıca cihadın ilan edilmesinin de belirli şartları vardır. Nüfuzsahibi bir âlim ve Müslümanları temsil eden bir siyasi otoritetarafından ilan edilmiş olması gerekir. Yoksa kendisini cihat ilanetmeye yetkili gören herkes başkalarına savaş açamaz, cihad ilanedemez. El-Kaideciler ve Bin Ladin cihadın sözcük anlamını tahrifetmiştir. Bir de şunu görmek gerekir: Bu insanların yaptıkları İslamdüşmanlarının ekmeğine yağ sürmekte ve ‘Bakın İslam’ın gerçek yüzü bu’demelerine yol açmaktadır.
Örneğin Fransa’da yayınlanmakta olan kitaplara bir bakın, hepsicihaddan ve cihatçılardan bahsetmektedir. Bu kişilerin gayr-ıMüslimlerden çok Müslümanları öldürmüş olduğu da bir gerçektir. Ayrıcacihad Müslüman olmayanları öldürmek de değildir. İslam Müslüman olsunya da olmasın masum insanların öldürülmelerini meşru görmez. Bu aşamadao insanların İslam’la ilgisinin olmadığını göstermenin önemli olduğunudüşünüyorum. Ben onları neo-Hariciler olarak isimlendiriyorum. Gözükapalı öldürme hususunda Haricilere benzemektedirler. Hz. Ali’yi şehiteden, çocukları ve kadınları katleden onlardır. Bunların İslam’lauzaktan yakından ilişkileri yoktur. Bunların İslam’la alakasınınolmadığını gösterdiğimizde davranışlarımızda Batılı olmaya mecburolmamamız gerektiği sonucuna ulaşırız.
Hâlbuki Fransa’da ortaya çıkan ve İslam’ı yeni bir okumaya tabitutan Hammadi er-Rudeysi ve Abdülvehhab el-Müeddeb gibileri,kendilerine ‘Yeni İslam düşünürleri’ adını vermektedirler. Bana göre buinsanlar İslam’ı yıkmak için birbirleriyle yarışan düşünürlerdir.Bunlar sünnetten kurtulmaya ve Batılıları razı edecek bir İslamanlayışını kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bana göre bu insanlar‘Frenkleşmiş’ insanlardır. Bu tip insanlar da tehlike arz etmektedirçünkü bu tipler İslam’ı içerden yıkmaya çalışmaktadırlar.
Ben İslam’ın Batı’yı razı etmek zorunda olmadığını savunanlardanım.Bir tek Batı olmadığını da bilmemiz gerekiyor. Fransa var, Almanya var,İngiltere var, ABD var, bütün bunlar birbirinden farklı dünyalardır.Ben Almanya’ya gittiğimde Almanlarla uzaktan yakından alakamınolmadığını düşünüyorum. ABD’de olduğum zaman ise bu dünyaya aitolmadığımı düşünüyorum. Ancak Fas’a, Mısır’a, Suudi Arabistan’a ya daLübnan’a gittiğimde arkadaşlarımın arasında olduğumu düşünüyorum vekendimi iyi hissediyorum. Şayet Batı’yı biz ABD bayrağı altında olanher şey gibi görüyorsak Batı kavramını gözden geçirmenin zamanı gelmişdemektir. Batı medeniyeti farklı kompartımanlardan oluşmuş birterkiptir. Fransız, İngiliz ve Germen medeniyetleri var. Bir defa bizaynı dili konuşmuyoruz, aynı inançlara sahip değiliz. Protestan’laKatolik arasındaki fark, İslam dünyasındaki Şiilikle Sünnilikarasındaki ayrılıklardan çok daha derindir.
Paris Jeopolitik Gözlemleri Müdürü (Paris GeopoliticalObservatory), ve İslam dünyasında özellikle de Irak’ta, Afganistan’dave Filistin’de meydana gelen olaylarla ilgili biri olarak Amerikangüçlerine karşı ön saflarda çarpışan bir örgüt olması hasebiyleel-Kaide’nin konumuna ilişkin neler söylemek istersiniz? İşgale karşısavaşan bir örgüte ilişkin sarfettiğiniz ‘Kan içici, katil, teröristgibi yaftalamalar’ bir paradoks değil mi?
Irak’ın kendine has bir durumu var. ABD’nin Irak’ı işgali büyük birtrajedidir çünkü bu işgal Irak’ı yıkıma uğratmıştır. Bu işgal aynızamanda bugün eskisinden çok daha kötü koşullarda yaşamak zorunda kalanIrak halkı için de büyük bir felakettir çünkü durum bölgede istikrarınbozulmasıyla ilgilidir. Bu trajedi, İranlıların ülkedeki nüfuzunuyayarak krizden yararlanmasını sağlamıştır, bu da temiz olmayan birnüfuzdur. Irak’ta ülkeyi Araplara karşı aralarında paylaşmışAmerikan-İran komplosu olduğunu görüyorum. Eski Şuubiyye yenidenuyanmaktadır. Bu eski Farisi-Şii komplosudur. Irak’taki Şii kartı daAraplara karşı verilen savaşın yürütülmesi için kullanılmaktadır.
Ancak tüm bunlar el-Kaide taraftarlarının ve selefilerin, ŞiiMüslümanlara karşı işlediği katliamları ve suçları temize çıkarmaz.Masum sivilleri öldürmek, Şii camilerine bomba atmak, bunlar direnişolabilir mi? El-Kaide, Irak’ta Amerikan projesini hayata geçirmek içinkurulmuş bir örgüttür. Iraklı sivillerin arasına bombalar yerleştirmekAmerikalıların Irak’ta daha uzun süreler kalabilmesi için gerekçesunmaktadır. El-Kaide yüzünden bugün Irak’ta gerçek bir direniştenbahsedemiyoruz ki bu direnişi ilk önce Baas Partisi unsurlarıörgütlemiştir. Ben ABD’nin Irak’ı işgalinden bir kaç gün önceIraklıların direniş için hazırlıklar yaptığını görmüştüm. Bu ülkededirenişin ilk nüvelerini İzzet ed-Duri başkanlığındaki birlikleroluşturmuştu.
Afganistan’da ABD’nin başta Ruslara direniş göstermesi için aynışahısları ve aynı düşünceleri taşıyan kişileri kullanmaya çalıştığınıbiliyoruz. Belirli bir sürede bu kişiler ABD’nin kontrolünden çıktılar.Jeopolitik açıdan bakıldığında ABD daima eski Sovyetler Birliği’ni veşimdiki Rusya’yı kuşatmak istemiştir. Afganistan’ın Amerika’ya bunugerçekleştirme gerekçesini sunduğuna inanıyorum. Çünkü bu ülke tam dadoğalgaz geçiş noktaları ve dünyanın en büyük petrol rezervlerinin varolduğu bölgelerde bulunuyor. Amerikalılar bir gerekçeye ihtiyaçduyuyorlardı, teröristlerin bulunduğuna dair iddialar ise ona bugerekçeyi verdi.
Özellikle de medeniyetler çatışması ve diyaloğu tezlerinin çokçaortalıkta dolaştığı şu günlerde dinin toplumların uyanışında önemli birrolü olduğu kabul ediliyor. Dinin sizce şu anki rolü nedir?
Her dinin sosyal boyutu vardır. Bu söylediğim dinin siyaseteönderlik etmesi gerektiği anlamına gelmez. Bu, siyasetin dinideğerlerden etkilendiği anlamına gelir. Dini değerlerden yoksun olantoplumlar medeniyet değerlerinden de yoksun kalmış demektir. Kendisineyapılan eleştirileri bir kenara bırakırsak Başkan Nicolas Sarkozy,“Herhangi bir dini benimsememiş büyük bir medeniyet yoktur” diyor. Herne kadar belirli bir dine sahip olmayan Çin Medeniyeti gibi birmedeniyet söz konusu olsa da medeniyetle din arasında köklü bir ilişkivardır. Ancak Çinlilerin bir inanca sahip olmadığını söyleyemeyiz. Biz,İran’dan Ren nehrine kadar uzanan tevhidi (monoteist) medeniyetlerinsahipleriyiz. Tarihimizde din daima var olmuştur. Yunan medeniyeti biledini değerler üzerine inşa edilmişti. Birçok Tanrı’ya inanıyorolmalarına rağmen çok güçlü inançlara sahip insanlardı.
Dinler geçmişte kalmış olgular değildir. Din, çöp sepetineatacağınız ya da tarihin derinliklerine gömeceğiniz bir olgu değildir.Din, insanı huzursuzluk ve endişe hissetmemesine yardımcı olan birunsurdur. Her zamankinden daha çok dine ihtiyacımız olduğunainanıyorum. Çünkü materyalizm tehdidi yanı başımızda, her şeyiaraçlaştıran bir toplum tehdidiyle karşı karşıyayız. Belirli birşirketten bir şey istediğimizde cevap, bilgisayarın bunu kabul etmediğive bir sonuç vermediği şeklinde oluyor. İnsanlık onurumuzu yitirmeküzere olduğumuzu söylediğimde aslında çok da abartıda bulunmuşolmuyorum. Şayet biz insanlık onurunu korumak istiyorsak, dinlere sahipçıkmalıyız. Biz bunu Batı toplumlarında kaybettik. Bu nedenle, İslam budünyaya bir şeyler katabilir, çünkü ahlaki değerlere sahip çıkan ve onukorumak isteyen son dindir. Bu nedenle, bana göre medeniyetlerarasındaki diyalog toplumların ve insanların birbirlerini tanımalarınahizmet etmesidir. Bence Papa, Suudi Arabistan Kralı’nı karşıladığındabunu anladı. Papa, bazı kardinallerin karşı çıkmasına rağmen diyaloğundinler arasında çelişki olacağı anlamına gelmemesi gerektiğinibelirterek, durumun dinlere ve medeniyetlere düşman baskı ve karşıçıkmalarla ilgili olduğunu ifade etmiştir.
İslam’ın insanlığa bir şeyler ekleyebileceğini söylüyorsunuz, İslam sizce bu dünyaya ne verebilir?
Öncelikle İslam, diğer dinlerle karşılaştırıldığında yeryüzündeki engenç dinlerden biri. Ayrıca en dinamik bir din, çünkü Batılılarınkaybetmiş olduğu değerlere bizatihi sahip. Bireysel ve maddi değerlerdünyasının girdabına girmiş olan Batı’da toplumsal dayanışma ruhukaybolmuş, herkes kendi içine kapanmıştır. Orada tek bir egemen kültürvar, bu da para, maddi başarı kültürüdür. Maneviyat bütünüyle kaybolmuşdurumda. İnsanoğlu çöküşte. Her birimiz tüketim aracı haline geldik vemaneviyatı bütünüyle unuttuk. Böyle bir varlık, yok olmaya mahkûm,hayvani bir canlıya dönüşmüş demektir. İslam’ın Batı’ya ve tüm dünyayasunacağı şey işte insanlık onurunu yitirmek üzere olan bu toplumlarainsanlığını hatırlatmasıdır. Hatta bazı gayr-i Müslim olanlar bileİslam’ın güçlü olmasından endişe duymuyor tersine seviniyorlar. Birbaşka deyişle İslam, bütün ahlâki değerlerini yitirmek üzere olaninsanlığın yegâne kurtuluş çaresidir.
Kitabınızda İslam’ı tarif ederken onun din ve dünya olduğunusöylüyorsunuz. Siz dinlere böyle bakarak laiklik düşüncesini ihlalettiğinizi düşünmüyor musunuz?
Evet, doğru bunları söylüyorum. Çünkü bir defa laiklik, tarihselolarak Fransızların icadıdır. Esaslı tarihsel verilere dayanmakta olup,Fransız Kralı’yla Papa arasındaki savaşı yansıtmaktadır. Fransa kralısürekli olarak kendilerinin toprakları üzerinde egemen olduklarınısöylüyorlardı. Sonra, Hıristiyanlık içerisinde Papa’nın belirli birhiyerarşiyle yöneticiliğini yaptığı bir kilise vardı. Sonra Fransızdevrimi geldi ve saltanatın korunup korunmaması gerektiği tartışıldı. Odönemde azınlıkta olan Cumhuriyetçi Parti, kendi varlığını ve gücünükanıtlamak için dinle devletin birbirinden ayrılması gerektiğinisavunan din karşıtı bir söylem geliştirdi. Saltanatla dayanışmaiçerisinde olan kiliseye karşı savaş açtılar. Bu çerçevede laiklikdüşüncesi serpilmeye başladı. Bu bana göre tamamen Fransızlara ait birdüşünce. Ayrıca burada iki tür laiklik olduğunu savunan düşünceye dedikkat etmek gerekir. Bir anlayışa göre kiliseyle devletinbirbirlerinden ayrılması yönündeki ilke, kiliseye sahip olmayan İslam’ıkapsamaz. Bu noktada Sünnilikle Şiilik tabiatıyla birbirindenfarklılaşmaktadır. Sünni İslam’ın din adamları hiyerarşisibulunmamaktaydı, halifeler bile din adamı olmaktan ziyade siyasetlemeşgul olmuştu. İnsanların güvenliğini sağlamak, hilafeti korumak vetopraklara sahip çıkmakla sınırlıydı onların yaptığı. Başka bir şeyyoktu. Laiklik, İslami faaliyetin gerçekleştiği alanlarda söz konusudeğildi.
Dikkati çeken bir başka husus da şudur: Fransız kültürü kendisinisürekli olarak evrensel bir düşünce olarak tasavvur etmiş ve kendisinidünyanın merkezine koymuştur. Fransa açısından iyi bir şey olduğunudüşündüğüm laiklik bütün dünya için yararlı olmayabilir. Bu laiklikkelimesi öyle bir kelimedir ki, bırakın Arapça’ya tercümesini, Almancave İngilizce’ye bile tercüme edilememektedir. Bence çeviriye uygunolmayan bir kelime evrensel olamaz. Fransa yolunu çok önceleriseçmiştir, ama bu, hiçbir zaman dinin Fransa’da bile bir rolününolmayacağı anlamına gelmez. Ben burada dine düşmanlık anlamına gelenbaşka bir tür laikliği savunuyor değilim. Ayrıca din karşıtlığı,laikliğin ikinci anlamıdır. Kendilerinin laik olduğunu söyleyeninsanların önemli bir bölümü, dinlerden nefret etmektedir. Örneğingazetelerde dince kutsal sayılan kimselerle ilgili karikatüryayınlayanlar aslında dinle devleti birbirinden ayırmaya çalışaninsanlar değil, dini yıkmaya çalışan insanlardır.
Özetle, Fransa’da geçerli olan laiklik, Fransa dışında zorunluolarak geçerli olacak diye bir şey yoktur. Herhalükarda sorunçözülmemiş olarak kalmaktadır. Benim Kur’an’dan öğrendiğime göre İslamdin ve dünyadır. Belki bu ilke başka dinlere de uygulanabilir, çünküKatoliklik ve Protestanlık gibi toplumsal işlere karışmayan bir dinölmektedir. İnsanlar artık inanmıyor çünkü dinin dünyadan ayrılmasınısavunuyorlar.

                     __________________
                Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
  Resimleri Görebilmek İçin    Üye Ol   veya   Giriş Yap

   Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
  Resimleri Görebilmek İçin    Üye Ol   veya   Giriş Yap

Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged
bezirgan

sadece susayan suyu değil suda susayanı arar

Süper Uye

*


Üye No : 14037

Yaş : 30

Cinsiyet : Bay

Nerden : ŞANLIURFA

Konu  : 170

Mesaj : 6126


26 Mesajına Toplam
28 Kere Teşekkür Edildi

8 Mesajına Toplam
8 Kere Karma Verildi
Karma Sayısı: 8


Karma Sayısı: 8
Offline
« Yanıtla #1 : 22 Eylül 2009, 10:59:00 »

yeryüüznde din(ler) diye bi kavram yoktur
tek din var oda islamdır ki eryeda gec bu catının altında bütün insanlık toplanacaktır
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged

ateşe aşkınla yandı nur imanım ali
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
||| GoogleTagged |||

Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
İşte insanlığın en büyük gizemi Bunları Biliyormusunuz ? gubbanolim_25 3 478 Son Mesaj 22 Eylül 2009, 15:28:19
Gönderen: yeşilim
Kezman:Partizan'ın Şansı Var Fenerbahçe Furkan07 0 373 Son Mesaj 12 Ağustos 2008, 11:06:17
Gönderen: Furkan07
Fiorentina'Nın Şansı Yok! Avrupa'dan Haberler Furkan07 0 331 Son Mesaj 04 Eylül 2008, 15:04:21
Gönderen: Furkan07
92. kurtuluş coşkusu Erzurum'dan Haberler gubbanolim_25 0 173 Son Mesaj 19 Mart 2010, 09:48:07
Gönderen: gubbanolim_25
cinsiyet değişme şansı Genel Tartışma sefadastan 5 538 Son Mesaj 21 Mart 2010, 23:35:10
Gönderen: kral_faruk